Başlık neyse o.... (merak ettiğiniz kitap, film; gitmek istediğiniz rota varsa arattırın belki de bu sefil ağ güncesinde vardır)
3 Ekim 2020 Cumartesi
"Soruşturma" Lem'den Bilimkurgu Gibi Olmayan Bilimkurgu!
"Sıfır Çemberi" Kısa ve Etkili Bilimkurgu Öyküleri.
"Ölümüne Sadakat" Yaşlanan Haytalar!
"Yezidiler" Didaktik Bakışla Dini Bir Topluluğun Özeti.
1 Ekim 2020 Perşembe
"Bataklık Çiçeği" Oyuncaklı Öyküler.

110 sayfa 13 hikaye.
Selahattin Enis acaip bir adam. Osmanlı'da doğmuş Cumhuriyet'te ölmüş. Naturalist olarak addediliyor (naturalizm hakkında yeterli bilgim olmadığından naturalist yazarlık konusunda bir fikrim yok). Ancak bu onüç öyküsünden anladığım kadarıyla, gördüğü çirkinlikleri, o çirkinliklerin içindeki nadir güzellikleri, trajedileri şımşıkırdak bir dille yazıya aktarmış. Kitaptaki her öykü birbirinden farklı akışlarda. Kimi zaman deneme formuna yaklaşanlar olsa da hayattan kesitler, yahut bir insanın sayıklamaları şeklinde olanları var. Tüm bunların ötesinde yazarımızın kullandığı dil oldukça eski olmasına ve çoğunlukla parantez içinde günümüzdeki anlamı yazılsa da, okuyanı mest edecek bir kesafete sahip.
Vedat Özdemiroğlu'nun bir yazısında görüp merak ettiğim, birçok kitapçıda (on-line olsun, raftakilerde olsun) bulamadığım ve en nihayet zar zor (Gazi Kitabevinin bir şubesinde kalan tek nüshayı getirterek) bir kopya edindiğim kitabın arka kapağında geçen ifadelerden (ve kitaptaki buna benzer bir çok hikayeden) yazarımızın kadınlara karşı bir husumetinin olduğunu çıkarabiliriz. Hatta "Hufre" adlı metnin tümü kadının cinsel organı üzerinden tüm kadınlığa veryansın bir kötüleme olarak adlandırılabilir. Yazarımıza göre yeryüzündeki tüm kötülüklerin, savaşların, yoksulluğun nedeni kadınlar ve cinsel organlarıdır. Okurken edebi hazzı yalnızca dil kullanımında bulabileceğiniz bu öykü derlemesi, o dönemin yaşantısına bir mercek tutmak için faydalı olsa da zihnimde yeni kapılar açamadı. Kiim öyküleri okurken içimde nasıl kaynaklandığını bilemediğim duyguların uyanması (çoksa Sait Faik öykülerinde olur) gerçekleşmedi. Nasıl yazayım bilemedim: kimi öyküler bittikten sonra yazarın o çok bahsettiği "ispirto" (burada alkol demek istiyor!) kokusunu duyar gibi oldum. Kısacası: siz bilirsiniz...
"Nickel Çocukları" Acıtıcı Gerçeklik!
12 Eylül 2020 Cumartesi
"Macario" Eski Mücevher!
Ölüler gününde başlar filmimiz. Çocukların gördükleri bir ölüler evi düzenlemesine "ooo ne çok yiyecek varmış, ölünce buraya gelebilir miyiz?" diye sorduktan sonra "yok! buraya zengin ölüler gelecek" diye cevaplamasından sonra fularımı takıp "hımm köylü devrimine ait bir metafor gelecek galiba" dedim ve haklı çıktım. Neyse, Macario odunlarını çalıştığı fırına teslim ederken fırında dumanı üstünde hindiler görür (sermayenin verdiği güçtür o!). Aklı çıkar hindilerden, rüyalarına girer. Zaten kurufasulye ve dürüm ekmeğinden mürekkep yemeğini de doğru dürüst yiyememekte, çocuklar kapışmaktadır. Hindi saplantısından sonra karar verir "kimselerle paylaşmadan yiyebileceğim bir hindi yiyene kadar tek lokma yemeyeceğim." Karıcığı, hayın müşterilerinden birinin bahçesinden bir hindiyi kaçırır, pişirir (çocuklarına bile göstermeden), Macario ormana ağaç kesmeye giderken yanına verir "Al hindini, kimselerle paylaşmadan gönlünce ye!" der. Olaylar gelişir.
Meksika bir köylü devrimi yaşadı. Her devrim gibi sonra (başta devrimciler olmak üzere) kendi çocuklarını yedi. Liberalizm ve kapitalizm galebe çaldı (kilise zaten onların yancısı!). 1s.31d.lık filmimizi bu gözle izlersek daha farklı şeyler görürüz, oduncunun hikayesi diye izlersek göreceklerimiz başka türlü olur. Her halûkarda izlerken sıkılmayacağınız, görsellikten/müzikten/oyunculuklardan ve elbette ki görüntülerden (neydi o mağaradaki sahne öyle (sonradan öğrendik ki bu görüntüleri yapan kişi dönemin önemli auteour yönetmenlerinin de gözdesiymiş)) haz alırsınız. İyi sinema, meraklısını 60 yıl sonra olsa da buluyor. İzleyiniz, pişman olmazsınız (bir tek sonundaki "Gösteri Peygamberi" Palahniuk Bildiğiniz Gibi!
Bir başlıyorsunuz, sanki yokuş aşağıya frenleri boşalmış bir kamyonun kasasında tıngırdıyorsunuz. Dibe varıp darbeyi hissedinceye kadar bir "olamamışlık" hissiyatı! Bitmek bilmeyen tespitler, aforizmalar (bir çoğu da haklı ilginç şekilde), aksiyon, gerçekçi olamayacak olağanüstü kurgular, tesadüfler (ki elbette ki olacak "roman" bu!).
Bu kez (ABD'de pek yaygın) mutaassıp tarikatların (Amerikalı İsmailağalılar!) birinin dikkate değmez elemanı Tender Branson üzerinde duruyor Bay Çak. Bir süre sonra kaderin oyuncağı haline gelen zavallı Tendır, düşürmek üzere olduğu bir uçağın karakutusuna anlatıyor romanımızı.
Kesinlikle "şöyle bir kafamı dinleyeyim, huzur bulayım, hamakta okuyayım" kitabı değildir. Şarapla, single malt ile, hele hele rakı (zinhar!) ile hiç gitmez. Olsa olsa absent (o da belki).
7 Eylül 2020 Pazartesi
"I'm Thinking of Ending Things" Gördüğünüz Gibi Değil!
Efendim şöyle özetleyeyim: Ceyk, bitmiş okeye dönen yaşlı bir okul hademesidir. Kar fırtınasının ortasında, iş çıkışı, kamyonetinde soyunur ve hipotermiye girmeyi bekler (donarak intihar!). Bu arada aklından geçen 134 dakikayı da (yaşananların gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçmesi) bir güzel izleriz. Hayalinde kendine yakıştırdığı fizikçi/tıpçı/ressam/şair/garson/film eleştirmeni kız, herdaim güdüldüğü (ve sonunda bakımlarını yaparak) onu zincirlere vuran ebeveynleri, ev/iş/dondurmacı üçgeni velhasıl içler acısı, karamsar bir pelikula...
Ana akım sinema izleyiciyseniz uzak durun (yakında Bond girecek gösterime onu bekleyin), sanat filmi seviyorsanız bile temkinle yaklaşın. Ancak şimdiye kadar olan sinema filmi deneyimlerinizden farklı bir şey yaşamak istiyorsanız kaçırmayın. Haftasonunuzu heba etmeyin, haftaarası boş bir gecede (grupla asla olmaz!) yalnız başına izlenebilir.4 Eylül 2020 Cuma
"En chance til" (A Second Chance) İskandinav Dramı!
Süresinin birazcık uzun ve temponun hayli yavaş olmasına karşın izleyicinin dikkatini düşürmeyen bir kordeladır. İzlerken ve bitince hayli sorular sordurmuş ve cevapları/olayları didik didiklettirmiştir. Daha ne olsundur! Birazcık içinizin şişmesine katlanabilirseniz güzel bir filmdir. Nedir: insanın kendi bakış açısı ve yargıları her zaman doğru çıkmayabilir. Neyse odur! (Tam da İskandinav skolastik mottosudur)"Tanrı'nın Enkazı" Deizme Yakın Sayıklamalar!
30 Ağustos 2020 Pazar
"Hesabım Var" Dedektif (eski) İmam Selman Bulut Polisiyesi...
Maalesef zihin yaylarımı gevşetmediği gibi zembereğe bir iki tur daha attırdı. Bir kere karakterleri zihninizde canlandırmaya gerek yok (sinema filminden biliyorsunuz), mekanlar bilindik mekanlar (genelde suriçi, tarihi yarımada), yazarımızın dili pek oyuncaklı pek nükteli (yalnız yazmasam olmaz: nükte adına kimi zorlamalar da gözümüze batmadı değil! (nedir o kırmızı buzdolabı taşıyan cücelerin başının tepesine çöreklenmeleri falan!)), olaylar durdurak bilmeden (yokuş aşağı freni patlamış giden hafriyat kamyonu gibi) geliyor. Velhasıl bir günde bitti (kafamda bir tuhaflık!).Afili filintalar üslubuna aşinaysanız, polisiye seviyorsanız öneririm.
"Kurma Kız" Başka Bir Yaşam!
Romanımızın her bölümünde bir kişinin şapkasını takıyoruz. Gen-kırma biyogıda şirketlerinin paravan ajanı Anderson, Anderson'un sarı kartlı yaşlı çinli müdürü Hok-Seng, Çevre Bakanlığının rüşvet almayan başkomiseri Caydi ve romana adını veren kurma kızımız (hiçi-kiçi) Emiko. Böylece oluşturulmaya başlayan dünyaya çeşitli kişiliklerin perspektifinden göz atıyoruz. Çok da iyi oluyor.
Bir kere başlandığında sizi içine çeken bir metin. Satırlarda yazan sıcağın, nemin, çürüyen sebzelerin, kanın, terin, lağımların, okyanusun (üstelik bu sıcak günlerde okunduğunda) adeta kokusunu alabiliyorsunuz. Kimi zaman cinsellik ve daha sıklıkla şiddet içeren oldukça sert sayfaları var. Karakterleri zihninizde canlandırdığınızda, hayal edilen dünyayı gerçekliğe doğru çekebiliyorsunuz. Ve kabul etmeliyim ki, son yıllarda okuduğum distopyalar içinde gerçeğe en yakını olarak "Kurma Kız"ı müstesna bir yere yerleştirmiş bulunmaktayım. Öyle zombili-canavarlı-uzaylı (ayağı yere sağlamca basmayan) distopyalardan değil. Üstelik 10 yıl önce yazılmış olmasına karşın pandemilerin önemini bu kadar öne çıkarmasındaki öngürüyü alkışlamak gerek.
İyi bilimkurgu, iyi edebiyat sevenlere öneririm...
22 Ağustos 2020 Cumartesi
"Bilim Tarihi Araştırmalarında Yöntem" Bilim ve Tarihle İlgilenenlere...
“Eğer, bilim, sistematize edilmiş pozitif bilgi olarak tanımlanırsa… bilim tarihi, bu bilginin gelişiminin betimlenmesi ve açıklanmasıdır… Bir kimse, pozitif bilginin kazanılması ve sistematize edilmesinin gerçekten birikebilen ve ilerleyebilen tek insanî faaliyet olduğunu aklında tutarsa, bu çalışmaların önemini hemen kavrar. Şayet insanoğlunun gelişimini açıklamak isterse, açıklaması bu faaliyet üzerinde odaklanmalıdır ve bu geniş anlamıyla bilim tarihi, bütün tarihsel araştırmaların kilit taşı olmaktadır… Herhangi bir tarih, bilimin ortaya çıkışının izahı ile başlamalıdır." G.Sarton






































