Başlık neyse o.... (merak ettiğiniz kitap, film; gitmek istediğiniz rota varsa arattırın belki de bu sefil ağ güncesinde vardır)
23 Nisan 2023 Pazar
"İsa'ya Göre İncil" Saramago'dan.
"2666" Olmayınca Olmuyor.
Üç aydır komodinimin üzerinde. 985 sayfa. Cesameti yüzünden yanımda alıp gezdiremiyorum da (985 S.). İlk üç kitabı (roman beş kitaptan mürekkeb (mürekkeb?)) ite kaka bitirdim. Aslında edebiyat eleştirmenleriyle ilgili ilk kitap güzel sarmıştı ama sonlara doğru iyiden sündü. Yarım bıraktığım bölüm kadın cinayetleriyle ilgili olandı (oysa en kolay okunan bölüm olduğu söyleniyor). Araya da uzun seyahatim girdi, birbuçuk ay bakamadım. Dönünce başladım ama akmıyor, gitmiyor. Hayır, eleştirilere kritiklere bakıyorum: "modern zamanların başyapıtı", "Patty Smith'in (pek de severim) başucu kitabı", "Latin Amerika'nın en iyi yapıtı" gibi betimlemeler gırla gidiyor. Herhalde edebiyat kanallarım tıkandı, subaplarım paslandı diye düşündüm. Ve dedim ki: gelmişim elli küsur yaşına akmıyorsa kapat gitsin. Şu ahir ömrümde bitiremediğim (belki de bünyede son bir yılda yaşanan endorfinserotonindopaminoksitosin zafiyetinden) ikinci kitap olmuştur (diğeri Fernando Pessoa'nın "Huzursuzluğun Kitabı"dır (o da pek depresiftir, son elli sayfada pes etmiştim)). Postmodern roman sevenler değişik tatlar alacaklardır belki ama fakirin edebiyat beğenisi o kadar da yetkin değilmiş demek ki (Joyce'un Ulysses'ini bile bitirmişliğim var ama buna kalibrem yetmedi zaar (zaar!)). Siz bilirsiniz yani.
16 Nisan 2023 Pazar
Tayland, Laos, Kamboçya ve Vietnam'a Hallenenlere Genel Öneriler.
Uzun zamandır yoldayım (mavi yakalı bir ofis kölesinin göreceli bakış açısına göre tabiy ki). Başlıktaki dört ülke gezildi. Ülke ve şehir bazında yazacağım ama girizgah olarak genel önerilerimi aşağıda aktarmaya çalışacağım. Her tembel yazarın yaptığı gibi maddeleme yapacağım (maddeleme iyidir).
- Bu coğrafyadaki herhangi bir ülkeye gitmeyi düşünüyorsanız önce akıllı telefonunuza "Grab" uygulamasını indirin. Uber'in uzakdoğu versiyonu olarak düşünün. Çok efektif çalışıyor, otomobilden daha ucuza bisikletin arka selesinde bile gidebiliyorsunuz gideceğiniz yere. Endonezya, Malezya ve başka ülkelerde de geçerli. Taksiden ucuz, konforlu, güvenilir. 1 USD'ınıza kıyıp kredi kartınızı da tanımlayınca elinizi cüzdanınıza atmadan şehir içi ulaşım sorununuz hallolur.
- 7/11 (seven eleven) mağazaları (özellikle Tayland'da) can kurtarıcıdır. Bir nevi uzakdoğu BİM'i (ama daha efektifi) olarak düşünün. Aldığınız tostu tost makinesinde ısıtırlar. Hazır yemekleri mikrodalgada. Kahve istersiniz, çekirdekten çekerler taze taze verirler. Soğuk içecekleri buzunu kendiniz ayarlayarak kendiniz hazırlarsınız. Çeşit çoktur, ucuzdur, güvenilirdir. Yolda tanıdığım İran Şiraz'lı gezgin Mehraane'nin dediği gibi adeta "Heaven Eleven"dır.
- İletişim için çıtanızı yüksek tutmayın. Tayland haricinde ingilizce bilen pek fazla yok (aslında orada bile fazla değil ama neyse). Karşınıza çeşitli kategorilerde iletişim kurmanız gereken birileri çıkacak. Kısaca tipolojilerini vermeye çalışayım: 1. İngilizce bilenler. 2. İngilizce bildiğini zannedip çok hızlı konuşan ama aslında bilmeyenler (yavaş konuşur musun dendiğinde konuşamıyorlar). 3. İngilizce bilmeyen ama vücut diliyle istediğinizi anlayanlar (bunlar da pek az). 4. Hiçbir yabancı dil bilmeyen ve vücut diliyle dahi anlaşamadığınız kişiler (işte bu modelden gani gani var).
- İnternet olmazsa olmazdır. Tayland'da internet altyapısı çok iyi. Laos'un (özellikle turistik bölgelerinde) ara ara kesilse de var. Kamboçya'nın sadece turistik bölgesinde bulunduk ve iyiydi. Vietnam'da da sorun yaşamadık. Her ülkenin girişinde turistlere yönelik internet paketleri satılıyor (fiyatları makul sayılır (Tayland için olan tarifeyi de şuraya bırakalım)). Kalış sürenize göre aldığınızda hemen sim kartı takıp gerekli ayarlamaları da yapıyorlar. Unutmayın, yolu bulacaksınız, grab çağıracaksınız ve daha önemlisi bir üstteki maddedeki 4. grup için translate kullanacaksınız (bu grupla başka türlü iletişim mümkün değil).
- Fiyatlar makul. Elbette ki turist yahut gezgin olmanıza göre bunlar göreceli. Oda servisim kulüp sandviçimi gecenin üçünde getirsin diyorsanız elbette dünya standartları belli. Onun altına düşmez. Yolculuğumuz uzun süreceği için bir iki yer hariç bütçe dostu konaklamaları tercih ettik. Kendimize ait bir oda, banyo, klima, makul temizlik haricinde konfor isteğimiz olmadı ve günlük 30 USD'lık konaklama bütçemizin üstüne hiç çıkmadık. Bir çok yerde bunun oldukça altında kaldığımızdan, bu fasıldan biriktirdiklerimizle kendimizi bir iki yerde şımarttık ve kulüp sandviçlerimizi yedik.
- Ekonomimiz böylesine şahlanmadan önce buraları sudan ucuzmuş. Gezginlerle konuştuğumuzda bir iki yıl öncesi memleketimin üçte biri fiyatlar varken şimdi bu yarı yarıya ya da neredeyse bire bire düşmüş. Elinizi çabuk tutmakta fayda var şahlanış devam ederse, memleketten pahalı olmasına pek zaman kalmaz.
- Tüm yataklar çok sert. Bildiğiniz tahtanın üstüne iki kat battaniye sermişsiniz gibi sert. Bir iki yer haricinde bu tip yataklarda yattık. Gariptir ne bel ağrısı, ne de bir konfor eksikliği çektik. Öneririm yani.
- Dört ülkede de banyo kavramı bir değişik. Ortalama büyüklükte bir yerde klozet (bunun da yanında fleks hortumla bir fıskiye var taharet musluğu yerine) ve yanında elektrikli ısıtıcıyla sıcak su sağlayan (eskiden ihlas markalılar vardı memleketimde) bir banyo bataryası var. Birçok yerde banyo yapılan yerle tuvalet arasında bir
separatör(ne işim olur separatörle) ayırıcı faktör yok. Duş aldığınızda klozet, lavabo sırılsıklam oluyor. Bunlar tabii orta seviye konaklama için geçerli. Lüks yerlerde adamakıllı duş teknesi ve küvet var. - Kaliteli kağıt peçete ve tuvalet kağıdını unutun. Hepsi de su gördüğünde, güneş gören kardanadamlar gibi eriyor. Kaldığınız yerlerde paranıza kıyıp 7/11'lerden kaliteli olanlardan alabilirsiniz.
- Götüreceğiniz nakit dövizin üstünde damga, yazı, kenarında yırtık olmamasına dikkat edin çünkü özellikle Laos ve Kamboçya'da bunları zinhar kabul etmiyorlar. Kredi kartı hemen her yerde geçiyor (Laos'ta ve Kamboçya'da bir iki yerde kabul etmediler, onun haricinde sorun yok). ATM'ler heryerde ve sorunsuz çalışıyor. Tek sorun her türlü nakit çektiğinizde %10 komisyon kilitlemeleri.
- Sınır polisleri (özellikle üstteki iki ülkede) biraz aksi, ters ters bakıyorlar, kısa komut cümleleri kuruyorlar. Nedir: gülümserseniz anında yelkenler suya iniyor ve sizinle doğal bir iletişime geçiyorlar. Nazik olun, gülümseyin. İşler hallolur.
- Bu coğrafya glütensiz beslenenler için ideal çünkü Fransız sömürgenliğinin (Can Baba'ya selam olsun!) etkisinde kalan büyük şehirlerdeki bir kaç pastanenin haricinde burada buğday ve ürünleri yok. Olanlar da çok pahalı. Bitkisel kaloriyi pirinçten alıyorlar. Yemeklerin yanına steam rice (buharda yağsız tuzsuz pişmiş pirinç) veriyorlar. Zaten birçok yemekleri nudıl ya da pirinç içeriyor (buradaki nudıllar, spring roller (bizdeki sigara böreğinin kalıncasını düşünün) de pirinçten mamul zaten).
- Peynir neredeyse yok Zeytin hiç yok. Hayır, inek ve manda çok var ama süt ürünleri konusunda garip bir kıtlık var. Memleketten peynir ve zeytin götürmüştük, onbeş gün kifayet etti. Sonrasında adamakıllı peynire hasret kaldık. Sadece tadı birbirinin aynı olan tost peynirleri var (onlar da iki boyutlu, yandan bakınca görülmüyor). Zeytiniyse sadece bir yerde (o da burada olsa, sofranıza koymazsınız) gördük.
- Meyveler çok çeşitli, ucuz ve lezzetli. Birçok kez "Bu muzsa (mango, papaya, dragon fruit, passion fruit, jackfruit, ananas, durian) bizim yediklerimiz ne?" dedi fakir. Balıkları tatsız (sıcak denizin balığı yağlı olmuyor) buna mukabil midye, istiridye, kalamar, ahtapot, kerevit, ıstakoz, madya, çimçim gani ve lezzetli.
- Sadece Laos'un çok yoksul yerlerinde ve Bangkok'un aşırı turistik bir sokağında
ekstrem(ne işim olur ekstremle) sıradışı/uç yiyeceklere denk geldik. Yoksa öyle böcek, akrep yiyen görmedik. Hatta bunları Bangkok'un turistik yerlerinde fotoğraf çektirmek için dolaştırıyorlar.
- Gece pazarı diye bir kavram var. Gündüzleri çok sıcak olduğundan (ekvator kuşağına çok yakın) insanlar gece pazarı icat etmişler. Kimisi her gün kimisi hafta bir ayda bir kurulan gece pazarlarında her türlü ihtiyacınızı temin edebilir, yemek yiyebilir, yerel halkla sosyalleşebilir, ilginç şeyler görebilirsiniz.
- Fakir; tedbir kumkuması bir insan olduğundan bu anabasise çıkmadan önce Seyahat Sağlığı Genel Müdürlüğüne gidip "ne aşılar olacağım, hangi ilaçları yanıma almam gerek" gibi sorularla memurları darladı. Sıtma ve tifo riski olduğunu sıtma için kuvvetli bir antibiyotik reçetesi tifo içinse istersek aşı yapabileceklerini söylediler. Biz de yanımıza Deet etkin maddeli sivrisinek kovucu spreyler aldık bol miktarda. Almaz olaymışık. Dört ülkede de hiçbir ciddi sivrisinek taarruzuna uğramadık ve son durakta hepsini de kullanmadan otele hibe ettik. Önlem almayın demiyorum ama bizim başımıza gelen budur. Belki gittiğimiz mevsim (musonlarda daha fazla olabilir bilemem), belki etkin ilaçlamadan olacak börtü böcek fazla yoktu.
- Hiç bir yerde güvenlik sorunu hissetmedik. Tüm nakdimizi yanımızda taşıdık. Ne bir kapkaça ne cepçiliğe ne de hırsızlığa şahit olduk. Kimse yolumuzu kesip para istemedi. Nice karanlık, ıssız yollarda yürüdük, kalabalıkların arasında kaldık. Güvenlikle ilgili hiç endişe yaşamadık.
- Döviz bozdururken havalimanını pek tercih etmeyin, turistik yerdeki döviz bürolarını da. En iyi oranı bankalar veriyor. Denk gelirse tercih edin.
14 Nisan 2023 Cuma
"Triangle of Sadness" Çubuk Krakerin Gücü ve Kapitalizmin Sonu veya Güç Bozar!
5 Mart 2023 Pazar
Antakya Ah!
Geçen yaz iş için gitmiştim on yıllık bir aradan sonra. Gece geç saate vardım. Otele "Birşeyler atıştırabileceğim mahalle lokantası var mı?" diye sordum. Tarif ettikleri yere gittim. Floresan ışıklı, plastik sandalyeli, nefis ızgaralar yapan bir mahalle içi kebapçısı. Gecenin geç saati olmasına karşın kadınlar ve erkekler masaların yarısını doldurmuşlardı. Hepsi de mahalle sakinleri ve pek düzgün insanlardı. Tümünün masalarında kebapla birlikte bir kadeh rakı vardı. Dedim : "Yareppim, burası benim (çünkü uzunca süredir yeni Türkiye'deyiz) memleketim mi?" (bozkırda ve pek gri, pek ortodoks bir şehirde mukimim). Otele dönüşte ana caddedeyken (geç saate karşın dükkanların hepsi açık ve esnaf kapının önünde eğleşiyordu (malum hava sıcak)) karşıdan disko topu gibi bir elbise giymiş (üstelik gayet de straplez ve mini) bir taze seğirtti. Dikkat ettim ne esnaf ne de yoldakiler (ki kalabalıktı da) başlarını çevirip baktılar. Otele girişte (ki çevresinde gani barlar vardı (di li geçmiş zaman kullanmak bu kadar mı dokunur insanın içine)) bardan çıkan çakırkeyif yeniyetmelere denk geldim (böylesi bir rahatlık geceyarısından sonra ne Beşiktaş'ta var ne Kadıköy'de), ne güzellerdi. İçimden böyle ılık portakal şurubu gibi birşey aktı. Dedim "Hayat bayram olsa!". İşim sağolsun zincir otellerde konaklama imkanı verse de eski bir evden restore edilmiş daha mütevazı ve niş bir yerde kaldım (iyiki de).
Konuştuğum her insan, güleryüzlü, yardımsever, ilgili ve bilgiliydi. Habib-i Neccar camiinde Pavlus ve Yuhanna'nın mezarında dua eden temiz yüzlü müslümanlar gördüm. Affan'ın Kahvesinde sahipleri gözleri parlayarak yaptıklarının Adana bici bicisinden farklarını anlattılar (gayet sarih İstanbul lehçesiyle (hanımefendi "mutbak" diyordu)).
Çınar Restoran yine ilk gittiğim 30 yıl önceki gibiydi (bak yine di li geçmiş zaman). Bir tek tavanın ahşaplarını değiştirmişler. Hafta içi kalabalık, eğlenceli (Antakya mezelerini al, yerine tapas koy olsun sana Endülüs, demografi aynı).
Künefeciler meydanında geceyarısından sonra boş masa bulmak zor. Yine kapalı depolarda saklanan kocaman balkabakları, mahalle arası humusçular (ki büyük şehirlerde en pahalı yerlerde bulamazsınız öylesini (Kadıköy Çiya'yı tenzih ediyorum)) İş güç Harbiye'ye gitmeme engel oldu ama akşamları şehrin tadını dört dörtlük çıkardım. Dört günün sonunda ayrılırken (ne zordur) "çalışmak bitince (havası pek nemli ve sıcak olmasına karşın) insan burada yaşar, ne güzel son durak olur" diye geçirdim içimden. Bırak coğrafi ve mimari özellikleri, çok daha zengin bir hazinesi var Antakya'nın: İnsanları.
.jpg)
Kaç gündür elim klavyeye gitmiyor. İnsan arkasından bıçaklandığında bir ciğeri söner de diğeriyle nefes almaya çalışır ya! (ben gördüm öyle vaka), işte öyleyim. Tüm anılarım yerle yeksan olmuş, o güzel insanlar bir yudum suya muhtaçlar. Uzaktan ne kadar destek olunabilirse oluyorum ama içim acıyor. Tüm temennim; Antakya en büyük hazinesini yitirmesin, o insanlar yine dönsünler oraya. Afet bölgesinin tümüne içim yanıyor ama en çok anılarım Antakya'da olduğundan oraya nar gibi köz bastırıyorlar sanki.
6 Şubat 2023 Pazartesi
"Decision to Leave" Park Chan-wook'un Cinai Aşk Tarifi.
5 Şubat 2023 Pazar
"Ahtapotun Rüyası" Memleketimden Fantazya!
221 Sayfalık romanımız; İrrasyonel'le paralel okuma yapılması nedeniyle bir on gün kadar aldı. Bu arada: hayatınızda kararsız kaldığınızda okunacak bir kitaptır İrrasyonel. Ne zaman dara düşsem, okurum, zihnimi berraklaştırır.
Hasan travmatik bir kişiliktir ve birtakım travmalardan yeni kurtulmuştur. Eskiciden aldığı antika masanın içinden kadın elleri çıkar. Hasan ellere meftun olur, olaylar gelişir. İki kanallı gelişen romanımız (ölüler ve diriler alemi) birçok fantastik eserden ilham almış (Yüzüklerin Efendisi'ndeki Gollum burada Mustak olmuş, 1001 Gece Masallarındaki Şehrazat Dağkuşu ve daha niceleri!).
Anladım ki: fakir fantazya insanı değil. Hayalgücümü kanatlandıran unsurların (uyduruk da olsa) bilimsel gerçeklere dayanması daha çok hoşuma gidiyor. Yazarımızın hayalgücü bilime ihtiyaç duymadan şımşıkırdak sayfalar yazmasına engel olmamış. Üstelik bu fantazyanın içinde Dede Korkut gibi bizden ögeler olması da hoş. Velhasıl: fantazya sevenlere öneririm.
1 Şubat 2023 Çarşamba
Uykusuz Bitti!
24 Ocak 2023 Salı
"Misafir" Ya İçindesindir Çemberin Ya Da Dışında Yer Alacaksın
22 Ocak 2023 Pazar
"Üç Renk Mavi", Acıyla Başa Çıkmak ve Özgürleşmenin Zorlukları!
21 Ocak 2023 Cumartesi
"Babylon" Sinematik Belgesel.
15 Ocak 2023 Pazar
"Bursa Bülbülü" 80'ler 80'ler!
"The Banshees of Inisherin" Martin McDonagh'ın Son İncisi.
8 Ocak 2023 Pazar
"Bavula Sığmayan" Nermin Yıldırım'ın Son Öyküleri.
7 Ocak 2023 Cumartesi
"Kurak Günler" Hal-i Pür Melalimiz.
5 Ocak 2023 Perşembe
"Glass Onion" Güzel Polisiye Ancak!
27 Aralık 2022 Salı
"Saklı Bahçeler Haritası" Biraz Depresif!
Behiye ve Suad. 1961 yılından mektuplar. Bunların niye kendine yollandığını anlamayan garibim Rıdvan. İbn-i Haldun'un "Coğrafya Kaderdir" sözünü boşa çıkarırcasına paralel gelişen (6-7 Eylül olayları ve Almanya'da Yahudilere edilenlerin eşzamanlılığı ve daha niceleri) talihsizlikler, insanevladının birbirine ettiği zulümler, iç savaşlar, dış savaşlar neler neler.
Vakıa; öznel bir değerlendirme olsa da; fakire en çok hafakanlar bastıran NY kitabıdır. Belki UBA'nı okuduktan hemen sonra yatırsaydım rahleye böyle olmazdı ancak bir önceki kitabından sonra oldukça defresif geldi. Yazarımız finali yapmadan okura yine bir takla attırıyor (haydi takla demeyelim de) spagat açtırıyor (onu da açan bilir). Ancak son dönemde sıkça okuduğumdan, yazarımızın bu itiyadını bildiğimden, bekliyordum böyle bir kapanışı (o yüzden spagat açmadım (iyiki de)). 344 sayfalık roman biraz oyalandı bitmek için. Karşılaştırmalı tarih nedir diye merak edenler de okusalar yeridir. Nermin Yıldırım'a başlangıç yapmak için iyi bir seçim değildir. Yine de ıskalanmamalıdır (yalnız ne ahkam kestim yahu!).
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)