21 Temmuz 2023 Cuma

"Hayal Kahramanları" Boomer'lar Es Geçmesin!

   Klasik Sunay Akın kitapları gibi 200 (196 S.) sayfayı geçmiyor, 38 bölüm, her bölümde çocukluğumuzun (ama yalnızca 40 üstü olanların çocukluğunun) hayal kahramanları sayfalarda. Red Kit, Charlie Chaplin (Şarlo), Tenten, Asteriks, Zagor Tenay (yaaa soyadı Tenay'dır arkadaşın (yancısının adını tam olarak yazana kitaplığımı hafifletmeye karar verdiğim kitaplarımı göndereceğim)), Süperman, Batman, Küçük Prens, Temel Reis, Çelik Bilek ve daha niceleri. 
   Bir çizgi roman manyağı olarak, es geçilenler tabii ki dikkatimden kaçmadı (Mandrake, Zembla, Kinova, Kit, Savaş, Vampirella, Conan, Tommiks, Kaptan Swing ilk anda aklıma gelenler). Ne gam! Bu 38 deneme (deneme demeyelim çünkü bazıları çok kısa ama ne diyeyim bilemedim) başlık beni aldı çocukluk günlerime götürdü. Elbette ki yazarın amacı; okuyanları sadece çocukluğuna götürmek değil aynı zamanda bilgilendirmek de. Fakirin ağ güncesinin adındaki malumatfuruşluğun dibine vuruyor Sayın Akın. Nedir: bu bilgi bombardımanı insanın ufkunu genişleten bir etki de yapıyor. Misal: 1926-1944 yılları arasında Kayseri Uçak Fabrikası'nda yedi ayrı tipte 212 uçak yapıldığını öğrendiğimde, Marshall yardımının genç cumhuriyetin önünü nasıl kestiğini şıppadanak anladım. Bu da az şey değildir. Her koşulda (yolculukta, kuyrukta, avmlerde kadınlar alışveriş yaparken oluşan bekleme aralarında, şezlongda, okuma koltuğunda) okunur, asla canınız sıkılmaz, hem belki bazı bilgiler şeylere bakış açınızı değiştirir. Öneririm yani.

13 Temmuz 2023 Perşembe

"Lanetli Tavşan" Kore Usulü Tekinsiz Öyküler.

 232 sayfa, 10 öykü. Büyülü gerçeklikten, bilimkurguya, fantazyadan, korkuya her türlü adlandırabilirsiniz lakin öykülerin tümünde geçerli olan atmosfer: tekinsizliktir. Şu aralar kısmetim öyküden yana açık. Samimi olarak söyleyeyim kitabı almamdaki en önemli faktör kapağındaki Donnie Darko'nun tavşanına benzeyen figürdü, sonra İthaki, sonra yazarının bilimkurgu dersleri vermesi, sonra Koreli olması ve daha böyle gider. Ancak ilk öyküden sonra (ilk öykü güzeldi bak) gittikçe tavsadı, ortalarda "bitse de kapatsam" haline girmiştim bile. 
   Yazarın sonsözünde öyküleri: "yalnız insanların yaşadıkları acımasız tuhaf evreni, hayalkırıklıklarını, umutsuzluklarını, öfkelerini, arzularını" satırlara aktarmak ereğinde olduğu yazıyor. Ayrıca, her şeyin yolunda gitmesi halinde bile bu evrenin kasvetinin ve insanların yalnızlığının asla değişmeyeceğini ekliyor. Pek olumlu bir perspektif değil değil mi? Kısacası, Ringu'yu sevdiyseniz belki hoşunuza gider, değilse hiç önermem.

9 Temmuz 2023 Pazar

"Annie Hall" Woody'nin En İyi İşlerinden.

   Bu ikinci izleyişim, ilkinde çocuk sayılırdım, hiç hoşuma gitmemişti. Şimdi yaş aldık, pek çok şey yaşadık, şahit olduk. Bu sefer bayıldım.

   1977'de yönetmenin duvarları yıkıp izleyiciyle doğrudan iletişim kurduğu film pek yoktur (en azından ben görmedim). Bu işinde Woody bey şımşıkırdak oynadığı yetmiyormuş gibi izleyiciyle güzel de bir sohbete dalıyor adeta. Elvisingır nasıl fırlama, Dayenkiitın nasıl bomba, diyaloglar ne kadar akıl fikir işi, kurgu şükela, daha ne olsun. Allen'ın çok fazla otobiyografik öge taşıdığını zannettiğim bir işi. Daha sonra yaptı bunu ama bu kadar çok değil. 

   Sonunu da mükemmel bağlamış. Sonunda söylenenleri yazmadan duramayacağım. "Adamın biri psikiyatriste gider ve "Doktor, kardeşim delirdi. Kendini tavuk sanıyor." der. Doktor da der ki, "Neden onu getirmediniz? " Bunun üzerine adam "Getirirdim ama bana yumurta lazım." der. İlişkiler hakkında ben de böyle düşünüyorum. Tamamıyla mantıksız, çılgınca ve absürttür. Ama galiba sürdürmek zorundayız çünkü çoğumuzun yumurtaya ihtiyacı var." Ne kadar doğru değil mi? Başka bir şaka da güzeldi "İlişkiler köpekbalığına benzer, ilerlemezse ölürler". 

   Öneririm.

"Indiana Jones and the Dial of Destiny" 80'lik İndi.

   İlkini izlediğimde yeniyetmeydim, nasıl da büyülenmiştim. Sonrakileri de es geçmedim, sonuncusunu da dün gördüm. Eleştirenler yerden yere vurmuş, gişede çakılmış hiiç umurumda değil. Benim hoşuma gitti. Evet, H.Ford artık 80 yaşında (filmin çoğunda dijital gençlik kopyalarını ve dublörlerini izledik zaten) ama yönetmen bey, daha önceki filmlerin işlenişini o kadar güzel kopyalamış ki; sinefilin kendini kaptırmaması zor. 
   Herhangi bir gerçeklikle bağlantısı yok, size verilmek istenen örtük ya da açık hiç bir mesaj yok. Film bittiğinde değişmiş olmayacaksınız ama gündemden uzaklaşmak, zihni boşaltmak (şu aralar nasıl ihtiyacım var bilemezsiniz (öyle ki bu hafta görevimiz tehlikenin suyunun suyunu bile izleyeceğim)) için birebirdir. Hoşça vakit geçirecek bir 2s22d'nız varsa öneririm. 

"Kumpanya" Sait Faik'ten Üç Öykü.

   Kaçıncı okuyuşum bilmiyorum, yine aynı hazzı aldım. Üç öykü (Kumpanya, Kriz, Gauthar Cambazhanesi ve Sabri Esat Siyavuşgil'in "Sait Faik'i Anlamak" yazısı) 140 sayfa. Benim gibi tadına vara vara okumak için üç gün iktifa eder. Bakmayın yukarıdaki kapağa ben İş Bankası Yayınları edisyonunu okudum. Eski sözcüklerin yenileriyle değiştirilmeyip dipnot olarak verilmesi hoş. Ama sözcükler laf-u güzaf. Asıl bunların nasıl kullanıldıkları, zihinde değil ama kalpte neler uyandırdıkları önemli. 1945, 1938 ve 1935 tarihli üç öyküde de kilit noktası aşk. Yazarımızın öyle uzun boylu bir ilişkisinin olmadığını biliyoruz ama belli ki aşk, hayatında bilinmeyen bir çılgınlık değilmiş. Birinci öyküde biraz mizah, ikincisinde büyülü gerçeklik ve üçüncüsünde giriftlikle zuhur eden bu geçici çılgınlık, ruhta şetaret yaratmaktadır (kitabı yeni bitirdim ya, karaktersiz zihin hemen kelime yapısını kopyalıyor).
   Öykü seversiniz sevmezsiniz sizin bileceğiniz iş ama bu kitabı ıskalamayın. 

6 Temmuz 2023 Perşembe

"Beau is Afraid" Genetik Nevrozun Ettikleri.

   Hereditary ve Midsommar'dan beri Ari Aster'in filmlerini izlemeye almıştım. Şurası bir gerçek ki standart holivut filmlerinin dışında işler yapıyor bu arkadaş. Bu iki işi herhangi bir kategoriye almak mümkün değil ama bittikten sonra insana sorular sorduran filmler. Bu da az şey değildir. Bu beklentilerle oturduk korkan Beau'nun hikayesini izlemeye.
   Filmimiz gişede muhakkak çakılacak, pek tiz perdeden eleştiriler alacaktır. Yarısında pes edip çıkan izleyiciler olacaktır (çünkü uzun, gereksizce uzun 2s59d). Sinemayı okuma aşamasına gelmediyseniz izlemesi imkansız, eğer geldiyseniz bile sonuna kadar hazmetmek sabır işidir. Burada benim üç hücreli beynimle çözdüğüm düğümleri anlatmak hiç de akıl kârı değil (yok efendim Beau'nun aslında hiç olmayıp, Mona'nın doğumda yitirdiği çocuğunun yerine varsaydığı karakterin hayali dünyası olabileceği yahut ilk 15 dakikadan sonrasının Beau'nun hayalgücünün işleri olduğu gibi (metaforları (devasa fallik ögeler, futbol topu cesametinde testisler, çılgın gaziler, daha neler) yazmaya kalksam kesin sıkılırsınız)). 
   Ancak kısaca şunu söyleyebiliriz: insanın hayatında otoriter ve baskılayıcı bir karakter varsa ve çıkarılamıyorsa; bu kişinin etkileri, sonunda Beau gibi özgüvenin yitirildiği, benliğin bulunamadığı bir durum yaratabiliyor. Genetik depresyonevroz (sevdim bu tanımı) gayet de mümkün olabilen bir şey. Ve Bay Aster'in kopan kafalara zaafı var (her üç filminde de var). 
   Cekinfiiniks'in oyunculuğunu akademi pas geçecektir. Ben geçemiyorum: kendi en iyi oyuncu oskarım goooz tu Cekinfiiniks. O kadar iyi donuna girmiş Beau'nun (bu don bildiğiniz don değildir ona göre). 
   Düz sinefile köşeli gelir, hazmı zor, izleyeli iki gün oldu ancak yazmaya cesaret edebiliyorum. Ancak aşmış sinefillerle kademeli olarak izlenmesi mümkündür bence. Fakir iki günde bitirebildi. Siz bilirsiniz yani.

3 Temmuz 2023 Pazartesi

"In the Mood for Love" Aşkın En Naif Hali.


 Uzunca zamandır izleme listemde (Kitaplık'a bin selam), sakin bir akşamı bekliyordum, kısmet düneymiş. 
   1962 Hong Kong. Erkekler takım elbise, kadınlar şımşıkırdak, Çin'in en kapitalist şehrinde yaşayakalmaya çalışıyorlar. Mekanlar daracık, eski, renkler patlıyor (en çok da kırmızı (35 mm. ile çekilmiş)). Yan dairelerde oda kiralayan iki çift. Kadının kocası uzun iş seyahatlerinde, öbürünün karısı geç saatlere kadar çalışıyor. Evdeki iki tek insan ellerindeki verilerden bazı sonuçlara varıyorlar, bu sonuçlar bu iki insanı yakınlaştırıyor. 
   Wong Kar-Wai, ilginç bir anlatımla aşk denilen çılgınlığın en naif halini aktarıyor bize. Tensel yakınlık olmadan gelişen bir aşk bu. İki insanı bir araya getiren şey yaşadıkları ihanet de olsa birbirlerine karşı hissettiklerinin asıl gerekçesi, birlikte geçirdikleri zamanın onlara çok farklı akması. Erkeğin kadının zihnine duyduğu ateşleyici tutku, kadının kendisine ihtiyaç duyulanı vermeye teşne olması. Otel odalarında buluşup senaryo yazmalar (mecazi değil gerçek). Her diyalog ince ince hesaplanmış, her sekans düşünülerek çekilmiş. Müzikler harika (Shigeru Umebayashi'yi dinleme listelerime aldım (yürürken pek iyi oluyor)). Kostümler, oyunculuklar, kurgu (özellikle kurgu) çizgi üstü. Kimi izleyici tekrar eden sahnelerde "N'oluyoruz yahu" diyebilir, demesin. Kadını ve erkeği, olanı ve olması gerekeni ve hatta olabileceği düşündüğünüzde, tekrarların önemi var. Arşivime attım, ikinci izlemede daha derin hazlar verecektir. 
   Son olarak: yönetmenin aldatan eşlerin yüzünü göstermeden koca filmi kotarmasına alkış gerekir.

"Asteroid City" Zarfta Boğulmak.

 Wes Anderson'ın hastasıyım. Bu sefil güncede kendisinin tüm filmlerinin bir kısa tanıtımını bulabilirsiniz. Otör yönetmen dersek başımızın ağrımayacağı bu zat, ilk beş filminden sonra kendi tarzını oluşturmuş ve kanımca Grand Budapest Hotel'de zarf ve mazruf on numara beş yıldız olmuştur. Bu benzetmede zarf üslup, mazruf da senaryo ve sinefile aktarılan fikri simgelemektedir. 
   Nedir: French Dispatch'de zarf mazrufun önüne geçmiş, izleyiciyi sadece görsel ve teknik olarak büyüleme yolunu seçmiştir yönetmenimiz. Bu tabii ki biraz hayalkırıklığı yaratmış, zaten tribünlere oynamayan yönetmenimiz gişede istediğini alamamıştır. 
   Son filmi Asteroid City'nin kastını görünce etkilenmemek olanaksız. Bir otobüs dolusu selebritiyi (ne işim olur selebritiyle) meşhuru tek filmde görmek sinefile sıcak günde buzlu limonata gibi gelir. Üstüne üstlük fragmanlarda renk filtresini ve o aşırı simetriyi, şaryolu çekimleri görünce beklenti yükseliyor haliyle. 
   Konu da ilgi çekici: bir orta Amerika şehrine uzay fuarı yapıldığı sırada uzaylılar gelir, kent tecrite alınır, olaylar gelişir. Bay Anderson burada dördüncü duvarı yerle yeksan etmiş, adeta kamera önü arkası birbirine geçmiş, tarzını en kısa sahnede bile konuşturmuş, tüm sekansları iki boyutlu hale getirmiş, adeta bir tiyatro oyunu çekmiştir. Ancak her karesinde yönetmenin tarzı okunan filmimiz, içerik açısından oldukça zayıf kalmıştır. Özellikle ikinci yarıdan sonra üslup içeriği boğmuştur. Zaten hepi topu bir hafta kadar vizyonda kalmıştır. Tabii ki de kaçırmadım gittim, pişman oldum mu: Hayır ama bu pek titrek bir "Hayır"dır. Gönül isterdi ki bir "Moonrise Kingdom" tadı alalım. Olmadı. O halde açalım arşivi, eskilerden kam alalım.
   Sinemada izlemeyebilirsiniz yani.

"Kurtuluş Günü" Modern Öyküye Yabancıymışım.

   240 Sayfa, 9 öykü. Bir önceki kitabında belli bir akış yakalamış (üstelik fena da değildi), anlı şanlı ecnebi gazetelerin İngilizcede yazan en iyi öykücü diye nitelendirdiği Bay Saunders'ın öykülerine birazcık yüksek bir beklentiyle başlamıştım. Heyhat, bu kez olmadı. Hiçbir öykü beni içine çekmedi. Kimi zaman bilinç akışı tekniğiyle yazılan öyküler fakire fazla modern geldi. Tamam O'Henry seviyesini atlayalı hayli zaman oldu ama demek ki modern edebiyat bünyeye uyum sağlamadı. İlk altısını içine girmeye çalışarak (kimisini iki kez) okudum ama son üçünü hızlı okumayla bitirdim (emeğe saygı). Kimbilir beki de kütüphanemin raflarında geçirilen birkaç yıl sonra son üç öyküyü okur "Vaay ne biçim yazmış yahu" diyebilirim ama bugün o gün değil.
   Siz bilirsiniz yani!

22 Haziran 2023 Perşembe

"Phil'in Dehşet Verici Kısa Saltanatı" George Saunders'ın Okuduğum İlk İşi.


  Sadece 91 sayfa. Batının belli başlı eleştirmenleri, yayımcıları pek övmüşler yazarımızı (hiç de hazzetmiyorum, sanatsevicilerinin (Can Baba'ya bin selam!) şakşakladığı isimleri (yanlış belki ama böyle)).
   Kabul etmeliyim ki okuduğum (ki az da sayılmaz) her şeyden farklı bu metin. Kimi zaman PKD (Philip Kindred Dick)'in halüsinejik evrenini anımsatsa da günümüzün hallerine keskin bir eleştiri getirdiği kesin. Bilimkurguyu didikleyen biri olarak kesinlikle bilimkurgu olmadığını söyleyebilirim. Bildiğimiz herhangi bir canlıya ilişkin görülmemiş standartlara sahip kahramanları düşündüğünüzde fantastik bir fabl olarak değerlendirebilirsiniz. Yalnızca metnin politik eleştiri dozunun pek şanjanlı olduğu kesin. Ülkeler hukuku, politika, siyaset bilim, medya hakkında kimi zaman gülümseten tespitleri var. Tedrisimizde yazarın ikinci kitabı "Kurtuluş Günü"ndeki öyküler var. Onları da bir tadalım, yazarımızı daha iyi tanıyalım, üslubu içselleştirelim; belki devamı gelir. 

20 Haziran 2023 Salı

"Ömür Diyorlar Buna" Bayan Tunç'tan Öyküler.

   188 sayfa, üç bölüm, 22 öykü.
   Öykü denilince kriterim hep Sait Faik Usta olduğundan elimde olmadan beklentimi yüksek tutuyor ve bedbaht oluyorum. Bunda da aynı oldu işte. Yazarımızın romanlarını pek keyifle kıraat ederken aynı frekansı öykülerde de bulmayı bekledim. İki günde bitiveren öykülerin okunma hızı dikkate alındığında bu yanlış anlaşılabilir. Anlaşılmasın. Öyküler güzel, kimileri insanın bir yerlerine dokunuyor, bazı satırlarda sizi anlatabiliyor ama bence yazarımızın romanları daha bir güzel. 
   Öykü okumak üzerine çalışmam ve yeni kriterler belirlemem gerekiyor. Kimi dostlarımın yazdığı öyküler, bunlardan daha iyiydi mesela. Beklenti eşiğimi düşürmeliyim yoksa öykü kanallarım kuruyacak. 

14 Haziran 2023 Çarşamba

"Memnun Kalırsın" Sert Öyküler.

 Sanatçıyla eserini ayırmakta güçlük çekiyorum ama sonunda başarıyorum. Cemal Süreya okurken, karısına şiddet uyguladığını (zavallı Seniha), Vudielın filmi izlerken üvey kızıyla evlendiğini, Schopenhauer düşünürken aşırı bohem yaşamını unutmayı başarabiliyorum. Bu kitapta da güç oldu ama oldu trafikte birini öldürmüş ve sonrasında sıkı çarşafa dolaşmış birinin satırlarını okumak.
   Üç bölüm, 15 hikaye. Şahsi hikayeler belki de gerçek hayatta olmuş kısa zamanların satıra dökülmüş hali, çürüme hikayeleri kurgulanmış belli ama gerçekte olabilmesi mümkün haller (Klimacılar pek çarptı beni), olağan hikayeler ise fantastiğe göz kırpan (şahsen en çok sıkıldığım) beş öykü. 
   Yazarın her kitabında olduğu gibi sert, acı, bitirince ağzınızda kekremsi bir tat bırakan sayfalar (Bayan Begonvil'in karşı maddesi). Okunur mu okunur.

11 Haziran 2023 Pazar

"Bayan Begonvil" Yıldız Alatan'ın Son Macerası.

   Sayın Öz'ün Yıldız Alatan serisi pek tuttu. Bunu 172 sayfacık cep boyu bir kitaba istenen yüksek fiyattan anlayabiliyoruz. Ne zamandır rafta, haftasonu yapılan 1100 km.lik bir otomobil yolculuğunda arka koltukta otururken bitirilmeyi bekliyormuş. Öyle de oldu. 
   Yıldız Alatan Yunanistan'a bir yaz tatiline gider. Gelişmeler onu kayıp bir kızın izini sürmeye iter, olaylar gelişir.
   Her Alatan serisinde olduğu gibi bölümler dikilen kıyafetlerle adlandırılmış, 1980'li yılların sonunda geçen novellamız dönemin popüler şarkılarından örnekler veriyor, ağlayan kek tarifi veriyor, güzel tatil beldelerinin tanıtımını yapıyor (insanın içinden Tolo'ya gitmek geliyor okurken) bunların üstüne bir de kayıp bir kızın izini sürüyor. Her seride olduğu gibi olaylar çözülüyor (ki arkası gelebilsin).
   Bu seriyi okurken aynı Murakami kitaplarını okurken hazzı almam ilginçtir. Haruki Bey'in kitaplarını okurken de artbenliğime bir huzur, bir düzenlilik hissi yerleşir. Olaylar ne kadar büyülügerçeklik olsa da bu düzen, huzur hissi kitap bitene kadar kaybolmaz. Yaprak Hanım'ın kitabı da aynı hazzı veriyor. Bir kere başkahramanımız çok onat, sakin, düz bir insan, her işi rast gidiyor, şüpheli tarafından kaçırılıp iki gün zincirlere bağlandığında bile bu duygu kaybolmuyor (adeta insanın Yıldız Alatan olası geliyor). Çevresindekiler de buna keza ("keza"! iyiden tekaüte bağladım) onu tamamlayan kişilikler. Adeta bir Ertem Eğilmez filmi. Bu açıdan gerçeklikten kopuk olduğunu düşünebilirsiniz (benim çevremde hiç öyle kişiler yok!). Son okuduğum öykü kitabının karşı maddesi olduğunu (E.Serbes "Memnun Kalırsın") rahatlıkla söyleyebilirim (o da adeta bir Haneke filmi). Her ikisini de okumalı ama hayatınızda ilginç şeyler (Çin bedduası) oluyorsa Yıldız Alatan maceraları okumak daha iyidir.

"Uykusuzluk" 27 Yıl Önceki Tadı Yok.

   Ralf Rabırts, sevdiceği Kerılin'i kaybettikten sonraki yalnızlığa alışmakta olan 70 küsur yaşlarında bir tekaüt. Uykusuzluk çekmeye başlar. Dalmakta bir sorunu yoktur ama gitgide erken uyanmaya meyillidir. Derken uykuları günde 2 saate falan düşer. Bunun yanında bir de gündüz gördüğü halüsinasyonlar vardır. Bu arada bu durumda olan tek kişinin kendisi olmadığını öğrenir. Olaylar gelişir.
   İlk 1996'da Remzi kitabevinin edisyonunu okumuş, pek beğenmiş, hemencecik de kütüphaneme atmıştım. 1999 Depreminde gitti kitaplarım. Gaile derdi arasında bir daha edinip okuyamadım. Sonra aklıma geldikçe (ki Sai King, karakter ve artalan betimlemesini şükela yapar bu kitapta) edineyim dedim. O da nesi! Kitap piyasada yoktu. Ara ara baktım internete, her girdiğim sahafta sordum. Yalnızca nadir kitaplar satan bir sitede hakikaten nadir olarak satışa sunuldu, fiyatlar da coşmuş olduğu için almadım. Geçenlerde Altın Kitaplar yeniden yayınladı, derhal edinip 27 yıl önce başladığım gibi bir heyecanla başladım. İki yıl öncesinden fakire bu musibet (insomnia, uykusuzluk) tebelleş olduğundan daha farklı bir merakla başladım üstelik. Kitapta, yakında tecrübe edeceğim yalnız hayat üzerine de külli kıssalar vardı. 
   Bir kere kitabın yeni baskısı eskisinden 139 sayfa fazla (ya eskisi kısaydı ya da bu uzun, bilemedim (Remzi 645, Altın 784 s.)). Roman her King işi gibi güzel bir zaman, zemin, karakter kurgusundan sonra yavaştan tırmanıyor, son 50 sayfada pik yapıyor, son 10 sayfada da toparlanıyor. Uykusuzluğun getirdiği halüsilasyonlar ve ona bağlı olan kavramlar pek çarpıcı (bildiğimiz dinlerin hepsine fake atıyor (ne işim olur fake le) mandepsiye bastırıyor. Yazarın opus magnumu "Kule" serisinin bir alt işi olduğunu söyleyebiliriz. King'in böyle birçok işi vardır ve çoğunlukla da iyidir. 
   Nedir: ya fakir bu 27 yıllık sürede değişti, ya kitabın eski çevirisi daha iyiydi. Bir türlü eskiden aldığım hazzı alamadım okurken. Özellikle kitabın ikinci yarısında fenalıklar bastı. Bu arada bilim tarihi çalışıp, beyin köşeleşti mi, hayalgücümü eskisi kadar iyi kullanamıyor muyum bilemedim ama eskiden herkeslere hararetle tavsiye ettiğim bu romanı artık sadece hayalgücü kuvvetli bilimkurgu okurlarına önerebiliyorum. 

31 Mayıs 2023 Çarşamba

"Kuru Kız" Ayfer Tunç'tan Biyografik Roman.

   Tierra Del Fiego'da başlıyor ilk bölümler (her bölüm bir sayfadan beş sayfaya kadar çıkıyor ve çok var) sonra memleketimizde meçhul bir coğrafyaya sıçrıyor (coğrafya meçhul ama yaşananlar çok tanıdık). Adını bilmediğimiz ana kahramanımız Kuru Kız'ın (kız kurusu demeyi kaba bulduklarından böyle sesleniyorlar arkasından) yaşadıklarını kısacık bölümlerle okuyoruz. Karakterler sahici, yazılanlar sanki gözümüzün önünde oluyor. 216 sayfalık kitaba sabah başladım, gece bitirdim (sahi çalışıyorum bir de bu arada). Övünmek değil bu, çünkü bölümler paragraf olarak yazılsaymış doğrudan 108 sayfaya düşermiş ve bunu okumak da fazla sürmez.
   İlginç bir yazım tekniği kullanmış Sayın Tunç. Muhakkak ki çok çabuk okunmak üzere tasarlanmış ve etkili de olmuş. 
   Hissettirdiklerine gelince: kötüler çok kötü (zahiren iyi göründüklerinden olsa gerek), iyiler pek belli değil, internet güzel kullanıldığında bireyi bağımsızlaştırıp geliştirebiliyor, rutin dar geliyorsa hayallerin peşinden gidebilecek cesareti bulmak önemli (ancak Arjantin'de oturma izni olmadan kalmak nasıl mümkün oluyor bilemedim), intikam çok tatlı birşey, hayata tek başına karşı koyabilmek güzel bir haslet.
   Benim çok hoşuma gitti (tabii bu çok öznel bir değerlendirme). Yazarın diğer kitaplarının yanında (Yeşil Peri üçlemesi gibi) biraz zayıf kalsa da okunur.

24 Mayıs 2023 Çarşamba

"Rüyalar Anlatılmaz" 6 Harfli Ceberrut.

   Pilar'ın kocası Eyüp sırra kadem basar, geride hiç bir haber bırakmadan. Pilar, Eyüp'ü çok seviyordur. Çaresiz İspanya'lardan Emirgan'lara yola koyulur. Elinde Eyüp'ün rüya günlüğü. Günlük ilerledikçe saklı gerçekler yavaştan açığa çıkar. Pek de pembeşeker hikayeler değildir yazılanlar.
   Sayın Yıldırım'ın okumadığım son kitabını da bir haftada bitirebildim üç ülkeden geçerken. Kitap karakterlerin bakış açısından yazılmış bölümlerden mürekkep. Diğer kitaplara yapılan göndermeler de zihin açıcı. Yazarın hep yaptığı ama beni her seferinde şaşırtan bir trüğü (ne işim olur trükle?) oyuncuğu var. Şeylerin kişilere göre nasıl değiştiğini çok güzel veriyor. Ortada bir durum var. Birçok kişi aynı şeyi yaşıyor ve kendi algılamasına göre tepkiler veriyor, diğerleri hakkında yargılara varıyor. Bunlar çoğunlukla aynı eksende olmuyor. Toplumumuzdaki empati (ne işim olur empatiyle?) digerkâmlık eksikliği burada kendini gösteriyor ve olmadık şeyler olmadık biçimlerde algılanıp, iletişim eksikliğinden olacak kopmalarla kendini gösteriyor. Neyse, kitaba dönelim. 
   Heyecanlı başlayan, kimi kırılmalarla okurun merakını canlı tutan ancak finalindeki kırılma (o çok rastlanan meşum altı harfli aile içi kirli sırlar) hem bir climax (climax'le de işim olmaz) tepe noktası yaratamıyor hem de sonu tatmin etmiyor. Yine de iflah olmaz NY tutkunuysanız bakabilirsiniz, bakmasanız da çok şey kaybetmiş olmazsınız. 

7 Mayıs 2023 Pazar

"Guardians of Galaxy Vol.3" Eğlencelik.

 Acaip kılıklı süperkahraman filmi izlemek için yaşım geçmiş olabilir ama ben bu serinin müziklerine bayılıyorum. Konusu "takım arkadaşlarının hayatını kurtarmak için tehlikelere atılan bir grup insanın hikayesi" olarak özetlenebilir belki. Hayatı tehlikede olanın bir rakun olması dışında dinleyene normal de gelebilir ama hayat üstünüze fazla gelmeye başladığında "Ela ile Hilmi ve Ali" izlemek yorucu olabiliyor. O zaman ne yapıyoruz haftasonu? Böylesi filmlere gidip zihni bir güzel pırıl pırıl yapıyoruz. Besin değeri olarak mısır cipsiyle aynıdır: hiç bir faydası yoktur, yemesi pek keyiflidir.

"Billy Summers" King'den Bir Tetikçi Romanı.

 
   Zihin dolduğunda kıdemli okuyucunun S.King okuyarak "okuma yetisini" bileyeceği bir seçenek vardır. Malumunuz: günümüzün okuma alışkanlığı sosyal medyadan öte gitmiyor. Üstelik bilgi alma, okuma hevesini tatmin eden youtube videoları ve podcastlar da okumaya "vakit bulamayan" çoğunluğun bu isteğini tatminde hayli verimkar. Çevremdeki birçok kişi kitapları okumak yerine dinliyorlar artık. Hatta bu işin seçilen seslendiricileri dahi var. Konudan uzaklaşmayalım. Anlam yüklü uzun cümleleri okumak kimi zaman yorucu olabiliyor. O zaman fakir alır bir S.King romanı ve bırakır kendini satırların akışına. 
   Sai King, bir edebiyatçı değil. İyi bir zanaatkar. Formülü belli çoksatarlar yazar. Ancak olay kurgusu, karakter betimlemeleri gayet iyidir. Öldükten sonra klasik olabilecek işleri vardır ama şimdilik viya böyle (bu arada kalemini oğluna bırakma çabaları da bence beyhudedir). Neyse gelelim kitabımıza.
   Her zaman tek, bilemedin iki eksenli romanlar yazan King bu kez çok eksenli bir roman kaleme almış. Billy Summers; bir tetikçi. Ancak kendine göre bir etik oluşturmuş, hedefleri kötü değilse almıyor. Emekli olmadan önce son bir iş yapmaya hallenir, işler biraz çetrefilleşir, olaylar gelişir. 
   Harcıalem King romanlarından farklı olarak fantastik ögeler yoktur (Shining'deki overlook oteline yapılan göndermeler gülümseticiydi ama). Henüz ilk yarıda olayın sona ermesinden sonra diğer eksene geçiyoruz. O da nesi? İkinciden sonra üçüncüye geçiyoruz. Bundan sonra biraz sıkılıyoruz ama bu süreçte bir romanın başlangıcına tanık oluyor ve bu romanda protagonistin cemaziyülevvelini de öğreniyoruz. Dördüncü eksende sıkılmaya başlıyoruz ve Bay King dördüncüde finali bağlıyor. Sonu üzücü ama en doğru son (aynı Kule'de olduğu gibi). Tek eleştirim Irak'ta geçen bölümlere. Ne işiniz var Irak'ta yankiler? Aynı Felluce duvarlarında yazdığı gibi niye eve gitmiyorsunuz?
   Kitabı öneririm ama.

1 Mayıs 2023 Pazartesi

Tayland'dan Laos'a Nehir Teknesiyle Yolculuk İçin Sınır Geçişi/Border Crossing from Thailand to Laos for Slow Boat.

 Uzun seyahatime çıkmadan önce Tayland Laos sınır geçişine dair bilgiler toplayayım dedim ve maalesef yabancı dilde yazılmış olanlar haricinde (ki onlar da birşeye benzemiyor) başlıktaki konuyu işleyen bir kaynak bulamadım. O halde; bu tecrübeyi yaşamış biri olarak: bu bilgiye ihtiyacı olanları düşünerek bir yazı yazalım.

Tayland'ın gerçek ve daha hoş bir yüzünü görmek isteyenlerin gideceği Chiang Mai'ye gittiyseniz, doğası ve insanı bozulmamış Laos'a da gitmek isteyebilirsiniz. Bunun için önünüzde çeşitli seçenekler var. Chiang Rai'de kalarak gitmeyi tercih edebilirsiniz (orayı da görelim gitmişken!). Bendeniz kör karanlıklarda kalkmayı sevmediğim için Chiang Kong'da gecelemeyi tercih ettim. O halde C.Mai'den başlayarak maddeliyoruz (en sevdiğim).

  • Chiang Mai otobüs terminalinden "Green Bus" firmasından güzelce alıyorsunuz Chiang Kong biletinizi. Otobüsler klimalı, çok konforlu değil ama hepi topu 5-6 saat gidiyorsunuz ve Chiang Kong'a geliyorsunuz. Burası genellikle Laos'a geçmek isteyen turistlerin bir gecelik kaldıkları küçük bir köy. Gecelemeyi burada yapıyorsunuz. Nehrin kıyısında yürüyüp Laos'un ışıklarına bakıyor, nehir kıyısındaki korku filmi dekoru gibi terkedilmiş otellerden ürperiyorsunuz. Sabah için sınır kapısına bir tuktuk ayarlamanızda fayda var.
  • Sabah 7'de tuktukla Tayland sınır kapısına gidiyorsunuz. Burada çıkış işlemleriniz çabucak halloluyor. Bastılar çıkışı pasaporta, doğru "dostluk köprüsü"nün üstünde bekleyen otobüslere. Sırada Laos sınır kapısı var. Kapitalizmden, komünizme hoşgeldiniz. 
  • Burada işler biraz yavaş işliyor. Sınırda vize almak zorundasınız. Öncelikle verdikleri iki formu güzelce dolduruyorsunuz (yanınıza kalem alın dediler ama orada da vardı), bir miktar harç (miktarı tam hatırlamıyorum ama düşük bir miktardı) ve bir biyometrik fotoğrafınızla asık suratlı sınır polisine teslim ediyorsunuz. 15 dakika kadar bekledikten sonra isminizi okuyorlar. Vizelenmiş, giriş damgası basılmış pasaportunuzu alıyorsunuz. Sonra bir bankoya daha gidip harcı veriyorsunuz (47 USD). Amman vereceğiniz banknotların üstünde yazı, kenarında yırtık olmasın. Almıyorlar, arıza çıkarıyorlar (gördüm biliyorum). Nihayet Laos'tasınız. Çıkışa seğirtip tuktuklara yöneliyorsunuz. Her tuktukun tarifesi belli. Bir iki kişi birleşip bir tane tutarsanız daha ekonomik olur. 
  • Bunlar sizi nehir teknelerinin olduğu rıhtıma götürüyorlar (20 dk.). Hemen oradaki bilet gişesine giderek biletinizi alıyorsunuz (iki tip bilet var Pakbenk'e ve Lluang Prabang'a (200.000-400.000 Kip)). Teknelerin 09:30'da kalktığı söyleniyor ama mümkün olduğunca doldurmak istediklerinden kalkış 11:00'i buluyor. Tayland yazısına halleniyorum, sonra da Laos gelecek. Detaylar orada.

"Kopyalanmış Adam" Saramago'dan.

 Saramago üslubunu biliyorsanız kolayca okunacak kitaptır. Değilseniz uyarılarımı yapayım: öyle konuşma çizgisi, ünlem, noktalı virgül falan beklemeyin çok beklersiniz. Koca kitapta sadece nokta ve virgül vardır. Jose Bey, burada dördüncü duvarı falan yıkıp doğrudan kendi imgeleminden aktarır romanı, kimi zaman konudan uzaklaşır (pek matraktır ama konuya dönme çabaları falan), kimi zaman bambaşka mecralara akar. Bitirince gülümseyeceğinizden emin olamam ama ona yakın bir şey olurum. 
   Tertuliano Maximo Afonso, boşanmış, kendine yalnız bir rutin oluşturmuş, dümdüz yaşayan bir adamdır. Bir gün bir film izler ve hayatı değişir. 
   Görünen gerçeklik ve asıl gerçek, hayatımızın sorgulanması, yaşama dair tespitler ve buna benzer şeylerle kitabımız çabucak okunur (306 s.). Bendeniz işbu matbuatı uzun seyahatimde okuduğum için derin edebi hazlar almadım ama kindılın izin verdiğinde altını üstünü çizdiğim yerler oldu (misal: "hayat boyu süren tek şeyin hayatın kendisi olduğunu, bunun haricindeki her şeyin belirsiz, istikrarsız ve gelip geçici olduğunu düşünüyorum, yaşam bana bu gerçeği öğretti."). Ustanın üslubuna aşinaysanız öneririm, değilseniz başlamak için ideal kitap olmayabilir.