Bugün neler olmuş ?

13 Şubat 2012 Pazartesi

"Home" İşte Bu Bizim Hikayemiz Öyle Saf Öyle Temiz (so far !)

   2009'dan beri her yıl iki kez seyrediyor, her yıl iki şamar yiyorum. Bu yılın ilk şamarını yarım saat önce yedim...

Önce teknik : ne kadar ahkam kesilebilir bilmiyorum ama biraz kesiyim.

   Herşeyden önce görüntüler şiir gibi, YÇ (yüksek çözünürlüklü) seyredebilirseniz şükela olur.
  Glen Kloz'un sesi nasıl derinden geliyor adeta Albırt Nobs. Vahim bir durum olduğunu görüntüler olmadan da anlayabilirsiniz.
   Kurgu muhteşem, ses olmasa bile mesaj çok açık.
  Müzikleri anlatmaya havsalam yetmez. Kah Türkiş klarnet inliyor, kah duduk mızıldanıyor. (duduğu Ermenilerin, Türkiş (sol) klarneti Fransızların üflemesi de ilginçtir.)
   Çekimler hayli uzun sürmüş (kolay değil 56 ülke), çekim hızına bakılırsa genellikle delta kanat falan kullanılmış (zira nebatat savrulmuyor, hayvanat ürkmüyor), pek de şık olmuş.
   Bilirkişi okurlar "Çıkşarı arakolpa" demeden kesiyorum.

   Şimdi meşaz :

   Biz aptalız, açgözlüyüz, nobranız, köylü kurnazıyız, embesiliz, kifayetsiz muhterisleriz, kösemenin ardından mezbahaya giden kuzular kadar zekiyiz, harisiz, yalancıyız, aymazız. Dört kitap, sayısız akil adam,  edebiyat, bilim ve sanata sahibiz ama maalesef hala öyleyiz. 

   Son zamanlarda Rapa Nui'ye merak sarmıştım. Kısıtlı kaynaklardan okuyor, mebzul kaynaklardan izliyordum. Burada yine karşıma çıktı. Zamanı olan okurlar için çok kısa özet geçeyim. (ilgilenmeyen sonraki paragrafı atlasın) 

    Paskalya Adasını bilirsiniz. Uzun kulaklı, uzun cemalli heykellerin ülkesi. Paskalya adası dımdızlaktır. Çevredeki iklime bakılarak bu fauna ve flora uyumsuzdur. 162 kilometrekarelik bu adada ne işe yaradığı bilinmeyen binin üzerinde "moai" (kocakafalı heykeller) vardır. Bu heykelleri yapabilecek yetide bir insan topluluğunun da olması muhtemeldir. Bu insanlar ne olmuştur ? Adada bulunan (fosillerden anlaşıldığı üzere) o coğrafyanın en yüksek palmiyelerine sahip ormanlar nerelere kaybolmuştur ? Adadaki hayvanlar nerededir ? Sosyologlar ve antropologlar çok tatsız bir senaryo üzerinde hemfikirler.  Paskalya'daki ahali bir moai yapma çılgınlığına kapılıyor ve bu sevda uğruna kaynakları hababam tüketiyor. Sonra bir gün bakıyorlar ki orman yok, toprak yok, avlak yok, en trajiği : oradan göçmek için tekne yapacak kereste yok. Toprağın altındaki çukurlara sığınıp yamyamlığa başlıyorlar. Ve yokoluyorlar. Geride çıplak bir ada ve bir sürü moai bırakarak....(Daha geniş bir olası versiyonu için Bkz. The Road (bence çok sağlam çevreci ve bilimkurgudur))





   Hikaye, kısaca böyle... 

   Bu belgesel de derli toplu bir şekilde Dünyamızın oluşumunu, güzel görüntüler eşliğinde gayet de didaktik bir şekilde anlatıyor. Yarım saat nasıl geçiyor anlamıyorsunuz. Ne zaman ki insanoğlu devreye giriyor, huzursuzca kımıldanmaya başlıyorsunuz, bir saat falan sonra tokadı yiyorsunuz. Son dakikalarda verdiği "karamsarlığa vakit yok" sloganı da azıcık iz'an sahibi seyirciyi maalesef iflah etmiyor. İnsanın yüzü cayır cayır yanıyor. 

   Azıcık çevreye duyarlıysanız (eskiden musluktan kana kana su içmiş ve şimdi plastik şişede satılan suyu garipsiyorsanız), çocuklarınız (gelecek endişeniz) varsa, sağduyulu olduğunuzu zannediyorsanız (gelecek endişeniz varsa), insanlığı zihninizde sorguluyorsanız (gelecek endişeniz varsa), izleyiniz, özümseyiniz, izlettiriniz.

   Ben Maarif Vekili olsam (ütopyanın megası !) okullarda her yıl bunu zorla izlettirirdim.

   Geçen yıllarda bir hayat tasviri okumuş ve pek heyecanlanmıştım. Şöyleydi : büyük bir arazi içindeki iki katlı ahşap bir evdeyiz. Ev yanıyor, telefon yok, bizden başka kimse yok, evden çıkış yok, itfaiye yok. Evin ikinci katında dışarıdaki güzel manzarayı gören bir penceremiz var. 

   Bunu izledikten sonra  bu tanımı dünya için de kullanabileceğimi düşündüm (elbette ki benim gibi iflah olmaz pesimistler için). Ama hayattakinin aksine ,mutfak musluğundaki cılız suyu alevlere döküp kül olma sürecini azıcık da olsa uzatmayı göze alarak... Belki bana birkaç kişi katılır yangın zayıflar hatta bir ihtimal durur. Ne güzel olur du değil mi ? (al sana bir ütopya daha, ütopik miyim neyim ?)