Başlık neyse o.... (merak ettiğiniz kitap, film; gitmek istediğiniz rota varsa arattırın belki de bu sefil ağ güncesinde vardır)
3 Temmuz 2023 Pazartesi
"Kurtuluş Günü" Modern Öyküye Yabancıymışım.
22 Haziran 2023 Perşembe
"Phil'in Dehşet Verici Kısa Saltanatı" George Saunders'ın Okuduğum İlk İşi.
20 Haziran 2023 Salı
"Ömür Diyorlar Buna" Bayan Tunç'tan Öyküler.
14 Haziran 2023 Çarşamba
"Memnun Kalırsın" Sert Öyküler.
11 Haziran 2023 Pazar
"Bayan Begonvil" Yıldız Alatan'ın Son Macerası.
"Uykusuzluk" 27 Yıl Önceki Tadı Yok.
31 Mayıs 2023 Çarşamba
"Kuru Kız" Ayfer Tunç'tan Biyografik Roman.
24 Mayıs 2023 Çarşamba
"Rüyalar Anlatılmaz" 6 Harfli Ceberrut.
7 Mayıs 2023 Pazar
"Guardians of Galaxy Vol.3" Eğlencelik.
"Billy Summers" King'den Bir Tetikçi Romanı.
1 Mayıs 2023 Pazartesi
Tayland'dan Laos'a Nehir Teknesiyle Yolculuk İçin Sınır Geçişi/Border Crossing from Thailand to Laos for Slow Boat.
Uzun seyahatime çıkmadan önce Tayland Laos sınır geçişine dair bilgiler toplayayım dedim ve maalesef yabancı dilde yazılmış olanlar haricinde (ki onlar da birşeye benzemiyor) başlıktaki konuyu işleyen bir kaynak bulamadım. O halde; bu tecrübeyi yaşamış biri olarak: bu bilgiye ihtiyacı olanları düşünerek bir yazı yazalım.
Tayland'ın gerçek ve daha hoş bir yüzünü görmek isteyenlerin gideceği Chiang Mai'ye gittiyseniz, doğası ve insanı bozulmamış Laos'a da gitmek isteyebilirsiniz. Bunun için önünüzde çeşitli seçenekler var. Chiang Rai'de kalarak gitmeyi tercih edebilirsiniz (orayı da görelim gitmişken!). Bendeniz kör karanlıklarda kalkmayı sevmediğim için Chiang Kong'da gecelemeyi tercih ettim. O halde C.Mai'den başlayarak maddeliyoruz (en sevdiğim).
- Chiang Mai otobüs terminalinden "Green Bus" firmasından güzelce alıyorsunuz Chiang Kong biletinizi. Otobüsler klimalı, çok konforlu değil ama hepi topu 5-6 saat gidiyorsunuz ve Chiang Kong'a geliyorsunuz. Burası genellikle Laos'a geçmek isteyen turistlerin bir gecelik kaldıkları küçük bir köy. Gecelemeyi burada yapıyorsunuz. Nehrin kıyısında yürüyüp Laos'un ışıklarına bakıyor, nehir kıyısındaki korku filmi dekoru gibi terkedilmiş otellerden ürperiyorsunuz. Sabah için sınır kapısına bir tuktuk ayarlamanızda fayda var.
- Sabah 7'de tuktukla Tayland sınır kapısına gidiyorsunuz. Burada çıkış işlemleriniz çabucak halloluyor. Bastılar çıkışı pasaporta, doğru "dostluk köprüsü"nün üstünde bekleyen otobüslere. Sırada Laos sınır kapısı var. Kapitalizmden, komünizme hoşgeldiniz.
- Burada işler biraz yavaş işliyor. Sınırda vize almak zorundasınız. Öncelikle verdikleri iki formu güzelce dolduruyorsunuz (yanınıza kalem alın dediler ama orada da vardı), bir miktar harç (miktarı tam hatırlamıyorum ama düşük bir miktardı) ve bir biyometrik fotoğrafınızla asık suratlı sınır polisine teslim ediyorsunuz. 15 dakika kadar bekledikten sonra isminizi okuyorlar. Vizelenmiş, giriş damgası basılmış pasaportunuzu alıyorsunuz. Sonra bir bankoya daha gidip harcı veriyorsunuz (47 USD). Amman vereceğiniz banknotların üstünde yazı, kenarında yırtık olmasın. Almıyorlar, arıza çıkarıyorlar (gördüm biliyorum). Nihayet Laos'tasınız. Çıkışa seğirtip tuktuklara yöneliyorsunuz. Her tuktukun tarifesi belli. Bir iki kişi birleşip bir tane tutarsanız daha ekonomik olur.
- Bunlar sizi nehir teknelerinin olduğu rıhtıma götürüyorlar (20 dk.). Hemen oradaki bilet gişesine giderek biletinizi alıyorsunuz (iki tip bilet var Pakbenk'e ve Lluang Prabang'a (200.000-400.000 Kip)). Teknelerin 09:30'da kalktığı söyleniyor ama mümkün olduğunca doldurmak istediklerinden kalkış 11:00'i buluyor. Tayland yazısına halleniyorum, sonra da Laos gelecek. Detaylar orada.
"Kopyalanmış Adam" Saramago'dan.
"Newton Neden Türk Değildi" Nasıl Olsun?
Celal Şengör'ü seversiniz sevmezsiniz, kendi alanında primadır, alanının dışındaki kimi ahkamları da dikkate değerdir. 12 Eylül sonrası apolitik aydının şükela bir cisimlenmesidir.
Celal Hoca bilimin neden bu coğrafyada serpilemediğini kimi denemelerde anlatıyor. Bunların içinde zihni pırıl pırıl yapan kimi tespitler (Hristiyanlığın yobazlığının koca yüzyılları karanlıkta geçirtmesi gibi) var. Ucundan kıyısından bilim tarihine bulaştığımız için daha bir ilgiyle okudum yazılanları. Düşüncelerinin hepsine katılmasanız da bulunduğunuz açıyı değiştirecek bilgiler var denemelerde. Bu da bir kitap için vermesi istenen faydadır. Kimi zaman durduğumuz yeri değiştirmek, şeylere başka yerlerden bakmak gerektir. Hayatı başka türlü algılayabiliriz ve belki bu eski algımızdan daha iyidir. Zahmete değer. 196 sayfa, kolaycacık okunur. Öneririm.
"Ela ile Hilmi ve Ali" Hilmi'lik Üzerine.
"Leyla'nın Kardeşleri" Katman katman üstüne!
23 Nisan 2023 Pazar
"İsa'ya Göre İncil" Saramago'dan.
"2666" Olmayınca Olmuyor.
Üç aydır komodinimin üzerinde. 985 sayfa. Cesameti yüzünden yanımda alıp gezdiremiyorum da (985 S.). İlk üç kitabı (roman beş kitaptan mürekkeb (mürekkeb?)) ite kaka bitirdim. Aslında edebiyat eleştirmenleriyle ilgili ilk kitap güzel sarmıştı ama sonlara doğru iyiden sündü. Yarım bıraktığım bölüm kadın cinayetleriyle ilgili olandı (oysa en kolay okunan bölüm olduğu söyleniyor). Araya da uzun seyahatim girdi, birbuçuk ay bakamadım. Dönünce başladım ama akmıyor, gitmiyor. Hayır, eleştirilere kritiklere bakıyorum: "modern zamanların başyapıtı", "Patty Smith'in (pek de severim) başucu kitabı", "Latin Amerika'nın en iyi yapıtı" gibi betimlemeler gırla gidiyor. Herhalde edebiyat kanallarım tıkandı, subaplarım paslandı diye düşündüm. Ve dedim ki: gelmişim elli küsur yaşına akmıyorsa kapat gitsin. Şu ahir ömrümde bitiremediğim (belki de bünyede son bir yılda yaşanan endorfinserotonindopaminoksitosin zafiyetinden) ikinci kitap olmuştur (diğeri Fernando Pessoa'nın "Huzursuzluğun Kitabı"dır (o da pek depresiftir, son elli sayfada pes etmiştim)). Postmodern roman sevenler değişik tatlar alacaklardır belki ama fakirin edebiyat beğenisi o kadar da yetkin değilmiş demek ki (Joyce'un Ulysses'ini bile bitirmişliğim var ama buna kalibrem yetmedi zaar (zaar!)). Siz bilirsiniz yani.
16 Nisan 2023 Pazar
Tayland, Laos, Kamboçya ve Vietnam'a Hallenenlere Genel Öneriler.
Uzun zamandır yoldayım (mavi yakalı bir ofis kölesinin göreceli bakış açısına göre tabiy ki). Başlıktaki dört ülke gezildi. Ülke ve şehir bazında yazacağım ama girizgah olarak genel önerilerimi aşağıda aktarmaya çalışacağım. Her tembel yazarın yaptığı gibi maddeleme yapacağım (maddeleme iyidir).
- Bu coğrafyadaki herhangi bir ülkeye gitmeyi düşünüyorsanız önce akıllı telefonunuza "Grab" uygulamasını indirin. Uber'in uzakdoğu versiyonu olarak düşünün. Çok efektif çalışıyor, otomobilden daha ucuza bisikletin arka selesinde bile gidebiliyorsunuz gideceğiniz yere. Endonezya, Malezya ve başka ülkelerde de geçerli. Taksiden ucuz, konforlu, güvenilir. 1 USD'ınıza kıyıp kredi kartınızı da tanımlayınca elinizi cüzdanınıza atmadan şehir içi ulaşım sorununuz hallolur.
- 7/11 (seven eleven) mağazaları (özellikle Tayland'da) can kurtarıcıdır. Bir nevi uzakdoğu BİM'i (ama daha efektifi) olarak düşünün. Aldığınız tostu tost makinesinde ısıtırlar. Hazır yemekleri mikrodalgada. Kahve istersiniz, çekirdekten çekerler taze taze verirler. Soğuk içecekleri buzunu kendiniz ayarlayarak kendiniz hazırlarsınız. Çeşit çoktur, ucuzdur, güvenilirdir. Yolda tanıdığım İran Şiraz'lı gezgin Mehraane'nin dediği gibi adeta "Heaven Eleven"dır.
- İletişim için çıtanızı yüksek tutmayın. Tayland haricinde ingilizce bilen pek fazla yok (aslında orada bile fazla değil ama neyse). Karşınıza çeşitli kategorilerde iletişim kurmanız gereken birileri çıkacak. Kısaca tipolojilerini vermeye çalışayım: 1. İngilizce bilenler. 2. İngilizce bildiğini zannedip çok hızlı konuşan ama aslında bilmeyenler (yavaş konuşur musun dendiğinde konuşamıyorlar). 3. İngilizce bilmeyen ama vücut diliyle istediğinizi anlayanlar (bunlar da pek az). 4. Hiçbir yabancı dil bilmeyen ve vücut diliyle dahi anlaşamadığınız kişiler (işte bu modelden gani gani var).
- İnternet olmazsa olmazdır. Tayland'da internet altyapısı çok iyi. Laos'un (özellikle turistik bölgelerinde) ara ara kesilse de var. Kamboçya'nın sadece turistik bölgesinde bulunduk ve iyiydi. Vietnam'da da sorun yaşamadık. Her ülkenin girişinde turistlere yönelik internet paketleri satılıyor (fiyatları makul sayılır (Tayland için olan tarifeyi de şuraya bırakalım)). Kalış sürenize göre aldığınızda hemen sim kartı takıp gerekli ayarlamaları da yapıyorlar. Unutmayın, yolu bulacaksınız, grab çağıracaksınız ve daha önemlisi bir üstteki maddedeki 4. grup için translate kullanacaksınız (bu grupla başka türlü iletişim mümkün değil).
- Fiyatlar makul. Elbette ki turist yahut gezgin olmanıza göre bunlar göreceli. Oda servisim kulüp sandviçimi gecenin üçünde getirsin diyorsanız elbette dünya standartları belli. Onun altına düşmez. Yolculuğumuz uzun süreceği için bir iki yer hariç bütçe dostu konaklamaları tercih ettik. Kendimize ait bir oda, banyo, klima, makul temizlik haricinde konfor isteğimiz olmadı ve günlük 30 USD'lık konaklama bütçemizin üstüne hiç çıkmadık. Bir çok yerde bunun oldukça altında kaldığımızdan, bu fasıldan biriktirdiklerimizle kendimizi bir iki yerde şımarttık ve kulüp sandviçlerimizi yedik.
- Ekonomimiz böylesine şahlanmadan önce buraları sudan ucuzmuş. Gezginlerle konuştuğumuzda bir iki yıl öncesi memleketimin üçte biri fiyatlar varken şimdi bu yarı yarıya ya da neredeyse bire bire düşmüş. Elinizi çabuk tutmakta fayda var şahlanış devam ederse, memleketten pahalı olmasına pek zaman kalmaz.
- Tüm yataklar çok sert. Bildiğiniz tahtanın üstüne iki kat battaniye sermişsiniz gibi sert. Bir iki yer haricinde bu tip yataklarda yattık. Gariptir ne bel ağrısı, ne de bir konfor eksikliği çektik. Öneririm yani.
- Dört ülkede de banyo kavramı bir değişik. Ortalama büyüklükte bir yerde klozet (bunun da yanında fleks hortumla bir fıskiye var taharet musluğu yerine) ve yanında elektrikli ısıtıcıyla sıcak su sağlayan (eskiden ihlas markalılar vardı memleketimde) bir banyo bataryası var. Birçok yerde banyo yapılan yerle tuvalet arasında bir
separatör(ne işim olur separatörle) ayırıcı faktör yok. Duş aldığınızda klozet, lavabo sırılsıklam oluyor. Bunlar tabii orta seviye konaklama için geçerli. Lüks yerlerde adamakıllı duş teknesi ve küvet var. - Kaliteli kağıt peçete ve tuvalet kağıdını unutun. Hepsi de su gördüğünde, güneş gören kardanadamlar gibi eriyor. Kaldığınız yerlerde paranıza kıyıp 7/11'lerden kaliteli olanlardan alabilirsiniz.
- Götüreceğiniz nakit dövizin üstünde damga, yazı, kenarında yırtık olmamasına dikkat edin çünkü özellikle Laos ve Kamboçya'da bunları zinhar kabul etmiyorlar. Kredi kartı hemen her yerde geçiyor (Laos'ta ve Kamboçya'da bir iki yerde kabul etmediler, onun haricinde sorun yok). ATM'ler heryerde ve sorunsuz çalışıyor. Tek sorun her türlü nakit çektiğinizde %10 komisyon kilitlemeleri.
- Sınır polisleri (özellikle üstteki iki ülkede) biraz aksi, ters ters bakıyorlar, kısa komut cümleleri kuruyorlar. Nedir: gülümserseniz anında yelkenler suya iniyor ve sizinle doğal bir iletişime geçiyorlar. Nazik olun, gülümseyin. İşler hallolur.
- Bu coğrafya glütensiz beslenenler için ideal çünkü Fransız sömürgenliğinin (Can Baba'ya selam olsun!) etkisinde kalan büyük şehirlerdeki bir kaç pastanenin haricinde burada buğday ve ürünleri yok. Olanlar da çok pahalı. Bitkisel kaloriyi pirinçten alıyorlar. Yemeklerin yanına steam rice (buharda yağsız tuzsuz pişmiş pirinç) veriyorlar. Zaten birçok yemekleri nudıl ya da pirinç içeriyor (buradaki nudıllar, spring roller (bizdeki sigara böreğinin kalıncasını düşünün) de pirinçten mamul zaten).
- Peynir neredeyse yok Zeytin hiç yok. Hayır, inek ve manda çok var ama süt ürünleri konusunda garip bir kıtlık var. Memleketten peynir ve zeytin götürmüştük, onbeş gün kifayet etti. Sonrasında adamakıllı peynire hasret kaldık. Sadece tadı birbirinin aynı olan tost peynirleri var (onlar da iki boyutlu, yandan bakınca görülmüyor). Zeytiniyse sadece bir yerde (o da burada olsa, sofranıza koymazsınız) gördük.
- Meyveler çok çeşitli, ucuz ve lezzetli. Birçok kez "Bu muzsa (mango, papaya, dragon fruit, passion fruit, jackfruit, ananas, durian) bizim yediklerimiz ne?" dedi fakir. Balıkları tatsız (sıcak denizin balığı yağlı olmuyor) buna mukabil midye, istiridye, kalamar, ahtapot, kerevit, ıstakoz, madya, çimçim gani ve lezzetli.
- Sadece Laos'un çok yoksul yerlerinde ve Bangkok'un aşırı turistik bir sokağında
ekstrem(ne işim olur ekstremle) sıradışı/uç yiyeceklere denk geldik. Yoksa öyle böcek, akrep yiyen görmedik. Hatta bunları Bangkok'un turistik yerlerinde fotoğraf çektirmek için dolaştırıyorlar.
- Gece pazarı diye bir kavram var. Gündüzleri çok sıcak olduğundan (ekvator kuşağına çok yakın) insanlar gece pazarı icat etmişler. Kimisi her gün kimisi hafta bir ayda bir kurulan gece pazarlarında her türlü ihtiyacınızı temin edebilir, yemek yiyebilir, yerel halkla sosyalleşebilir, ilginç şeyler görebilirsiniz.
- Fakir; tedbir kumkuması bir insan olduğundan bu anabasise çıkmadan önce Seyahat Sağlığı Genel Müdürlüğüne gidip "ne aşılar olacağım, hangi ilaçları yanıma almam gerek" gibi sorularla memurları darladı. Sıtma ve tifo riski olduğunu sıtma için kuvvetli bir antibiyotik reçetesi tifo içinse istersek aşı yapabileceklerini söylediler. Biz de yanımıza Deet etkin maddeli sivrisinek kovucu spreyler aldık bol miktarda. Almaz olaymışık. Dört ülkede de hiçbir ciddi sivrisinek taarruzuna uğramadık ve son durakta hepsini de kullanmadan otele hibe ettik. Önlem almayın demiyorum ama bizim başımıza gelen budur. Belki gittiğimiz mevsim (musonlarda daha fazla olabilir bilemem), belki etkin ilaçlamadan olacak börtü böcek fazla yoktu.
- Hiç bir yerde güvenlik sorunu hissetmedik. Tüm nakdimizi yanımızda taşıdık. Ne bir kapkaça ne cepçiliğe ne de hırsızlığa şahit olduk. Kimse yolumuzu kesip para istemedi. Nice karanlık, ıssız yollarda yürüdük, kalabalıkların arasında kaldık. Güvenlikle ilgili hiç endişe yaşamadık.
- Döviz bozdururken havalimanını pek tercih etmeyin, turistik yerdeki döviz bürolarını da. En iyi oranı bankalar veriyor. Denk gelirse tercih edin.
14 Nisan 2023 Cuma
"Triangle of Sadness" Çubuk Krakerin Gücü ve Kapitalizmin Sonu veya Güç Bozar!
5 Mart 2023 Pazar
Antakya Ah!
Geçen yaz iş için gitmiştim on yıllık bir aradan sonra. Gece geç saate vardım. Otele "Birşeyler atıştırabileceğim mahalle lokantası var mı?" diye sordum. Tarif ettikleri yere gittim. Floresan ışıklı, plastik sandalyeli, nefis ızgaralar yapan bir mahalle içi kebapçısı. Gecenin geç saati olmasına karşın kadınlar ve erkekler masaların yarısını doldurmuşlardı. Hepsi de mahalle sakinleri ve pek düzgün insanlardı. Tümünün masalarında kebapla birlikte bir kadeh rakı vardı. Dedim : "Yareppim, burası benim (çünkü uzunca süredir yeni Türkiye'deyiz) memleketim mi?" (bozkırda ve pek gri, pek ortodoks bir şehirde mukimim). Otele dönüşte ana caddedeyken (geç saate karşın dükkanların hepsi açık ve esnaf kapının önünde eğleşiyordu (malum hava sıcak)) karşıdan disko topu gibi bir elbise giymiş (üstelik gayet de straplez ve mini) bir taze seğirtti. Dikkat ettim ne esnaf ne de yoldakiler (ki kalabalıktı da) başlarını çevirip baktılar. Otele girişte (ki çevresinde gani barlar vardı (di li geçmiş zaman kullanmak bu kadar mı dokunur insanın içine)) bardan çıkan çakırkeyif yeniyetmelere denk geldim (böylesi bir rahatlık geceyarısından sonra ne Beşiktaş'ta var ne Kadıköy'de), ne güzellerdi. İçimden böyle ılık portakal şurubu gibi birşey aktı. Dedim "Hayat bayram olsa!". İşim sağolsun zincir otellerde konaklama imkanı verse de eski bir evden restore edilmiş daha mütevazı ve niş bir yerde kaldım (iyiki de).
Konuştuğum her insan, güleryüzlü, yardımsever, ilgili ve bilgiliydi. Habib-i Neccar camiinde Pavlus ve Yuhanna'nın mezarında dua eden temiz yüzlü müslümanlar gördüm. Affan'ın Kahvesinde sahipleri gözleri parlayarak yaptıklarının Adana bici bicisinden farklarını anlattılar (gayet sarih İstanbul lehçesiyle (hanımefendi "mutbak" diyordu)).
Çınar Restoran yine ilk gittiğim 30 yıl önceki gibiydi (bak yine di li geçmiş zaman). Bir tek tavanın ahşaplarını değiştirmişler. Hafta içi kalabalık, eğlenceli (Antakya mezelerini al, yerine tapas koy olsun sana Endülüs, demografi aynı).
Künefeciler meydanında geceyarısından sonra boş masa bulmak zor. Yine kapalı depolarda saklanan kocaman balkabakları, mahalle arası humusçular (ki büyük şehirlerde en pahalı yerlerde bulamazsınız öylesini (Kadıköy Çiya'yı tenzih ediyorum)) İş güç Harbiye'ye gitmeme engel oldu ama akşamları şehrin tadını dört dörtlük çıkardım. Dört günün sonunda ayrılırken (ne zordur) "çalışmak bitince (havası pek nemli ve sıcak olmasına karşın) insan burada yaşar, ne güzel son durak olur" diye geçirdim içimden. Bırak coğrafi ve mimari özellikleri, çok daha zengin bir hazinesi var Antakya'nın: İnsanları.
.jpg)
Kaç gündür elim klavyeye gitmiyor. İnsan arkasından bıçaklandığında bir ciğeri söner de diğeriyle nefes almaya çalışır ya! (ben gördüm öyle vaka), işte öyleyim. Tüm anılarım yerle yeksan olmuş, o güzel insanlar bir yudum suya muhtaçlar. Uzaktan ne kadar destek olunabilirse oluyorum ama içim acıyor. Tüm temennim; Antakya en büyük hazinesini yitirmesin, o insanlar yine dönsünler oraya. Afet bölgesinin tümüne içim yanıyor ama en çok anılarım Antakya'da olduğundan oraya nar gibi köz bastırıyorlar sanki.









.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)