Bugün neler olmuş ?

19 Mayıs 2013 Pazar

"Dublörün Dilemması" Romandaki Rezervuar Köpekleri....

   Mutad korsan alışverişlerimi yapıyor idim. (vardır böyle alışverişlerim) 2005'te yayımlanmış her nedense pas geçmiştim. Dublörün Dilemmasını da alayım dedim (nasolsa beş lira !) İki sayfa okudum, kitabı imha ettim. Dedim "bunun korsanı alınmaz !"
   Neyse; edindik resmi kanallardan, başladım hatmetmeye. Paralel okumada onbeş gün sürdü bitmesi. 263 sayfa 99 bölüm. Bölüm başları, beyin tokatlayan alıntılardan oluşuyor. Cüneyt Arkın'dan da alıntılar var, hayali şeyhlerden de. Kapak, evlere şenlik. Ah Muhsin Ünlü'ye bile poz verdirmişler (ki afili filintalardan takipteyiz kendini (ki evdeki beş şiir kitabından biridir "Gidiyorum Bu" (ki o şiirler duru dimağla nasıl yazılır hala bilememekteyim (ki parantez rekorumu kırıyorum an itibarıyla)))) Arka planda pirekukusu kadar ilanları büyüteçle inceleyen şizofrenler ise (bkz.profil fotom) gülümseten ilanlar görebileceklerdir.
   Tamamen kurgu bir olay örgüsünün etrafında, kahramanların gözünden birinci anlatıcı olarak aktarılan bir romanla karşı karşıyayızdır. Olay; Tarantino filmlerini aratmayacak bir hareketlilikte ve gerçek olamayacak denli gerçeküstüdür. 
   Lakin kullanılan dil... İşte burada klavye kilitleniyor ve tanımlamakta güçlük çekiyorum. Olaya sardırdığınız anda (ki danseden kelimeler nedeniyle gayet kolaydır sardırmak) arada sokuşturulan bir cümle, bir tespit insanı düşünmeye zorluyor. Kah bilimsel gerçekler, kah şahsi düşünceler (bkz. dipnotlar) insanı hep gülümseterek düşündürüyor. 
   Kayıtsız kalınmayacak ve birkaç okumayı hakeden bir romandır. O halde mecbur; yazarımızın daha önce yazdıkları ve daha sonra yazdıklarını alıp okuyacak ve bu sefil güncede yazacağım.
   Son olarak şunu belirtmeden geçemeyeceğim : Yazar hakkında yaptığım küçük bir araştırmada siyasi olarak tamamen zıt kutuplarda olduğumuzu farkettim ve fakat, bu gerçek kitap hakkındaki düşündüklerimi zerre değiştirmedi. Nasıl ki bir pedofilin filmlerini izleyebiliyorsam (bkz.Polanski), bir ayyaşın şiirlerini okurken tefekküre dalabiliyorsam (bkz.Bukowski), bir şizofrenin yaptığı tablolar duvarımı süsleyebiliyorsa (bkz.Van Gogh) sanatçının kimliği ve ürettiklerinin birbirinden tamamen bağımsız olduğunu idrak etmiş durumdayımdır. Varsın; Sayın Menteş Yeni Şafak'ta yazsın, "Dublörün Dilemması" korsan alınmaz arkadaş...

DİPNOTLAR :
SUBJEKTİF YARGI : "Okur biraderim, okur bacım, seni tanımam etmem; bilmen gerekir ki, bir kadına elini verirsen, önünde sonunda tepene çıkmayı başaracaktır."
BİLİMSEL (Subjektif) GERÇEK : Baudrillard hakkında söylenenler. (Bkz.roman sayfa 155-156) (yazmaya üşendim. Çok uzun)
Ah Muhsin Ünlü'nün takıldığım şiiri (ki "Gidiyorum Bu"da yoktur)