8 Aralık 2017 Cuma

"Aile Arasında" Yoksa, yoksa !...

    İlk 3 günde 504 bin kişi izlemiş. Dün akşam (hiç sevmem gitmeyi ama bedava bileti de heba edecek kadar müsrif değilim) bir AVM sinemasında görelim dedik. İki salonda oynuyordu, ikisinde de yer yoktu. Son 30 yıldır hiç salonda yer olmamasından dolayı filmi izleyememişliğim yoktur. Çok sevindim. Hem haftaarası, hem aynı sinemada iki salonun her seansının dolu olması (22.30 seansında ön yerler boştu ama. Yalan yazmış olmayayım !) fakirin gözlerini buğulandırdı. Ne yaptık ? Hemmen sadece sinema olarak hizmet veren Büyülüfener'e yaylandık (artık çok az kişi var sadece sinema olan sinemalara giden). Orası bile doluya yakındı. Nasıl mütehassis oldum bilemezsiniz !
   Yaşamlarının ilk yarısı aile kurmada pek başarılı olmayan iki insanın tesadüfler sonucu sürüklendiği durumların ele alındığı senaryo pek öyle kuvvetli değil. Eleştirecek olursanız dünya kadar eksik açık bulursunuz. 
   Lâkin güzel ülkemin komedya sinemasının son yıllarda geldiği noktayı şöyle bir oturup düşünecek olursak (incelikli olmayan, hırta yakın (var böyle bir tarz), argonun (ama bayağı argonun) havalandırdığı,hödüklüğün yüceltildiği), pelikulamızın ciddi bir misyonu olduğunu idrak ederiz. Parantez içindeki tarzda filmler, iyi gişe yapınca, yapımcılar da gişe peşinde insanlar olduğundan; son on yıldır böyle bir mizahın içindeyiz (olmaz olsun böyle mizah !). Onlar da biliyorlar yaptıklarının matah bir şey olmadığını (bahane hazır ama : "halk bunu istiyor").   İşte bu noktada : oyunculukların iyi (Mükerrem'de Devrim Yakut, Behiye'de Ayta Sözeri (ki aklıma hep Ferdi Özbeğen'i getirdi (zaten onun şarkılarını da söyledi (ne güzeldir "Dilek Taşı", "Büklüm Büklüm"))'ye alkış (başrolleri saymıyorum, gayet iyiler onlar da), (Allaam ne uzun parantez silsilesi olmuş !) prodüksiyonun derli toplu, üstünde düşünülmüş ince göndermelerin (Gülse Birsel'in o son sahnede yaptığı mikrofonlu tiratta fakirin deli fikri ("-O avizeci dükkanını bile batırdı, nasıl emniyet müdür olsun" diye çemkirirken) uzun boylu asabi bir şahsiyete takıldı, belki de Murat Bey'in eşinin de aklı o şahsiyete takılmış ve üstüne avize düşürmüştür. Bilemem !) yapıldığı filmimizi takdir etmemek olmaz. 
   Trans bireylere de toplumca reva görülen yerlerin dışında roller yazıldığı, karakterlerin (buzlanmadan, mozaiklenmeden, cıvıtmadan, eğlenerek, gülerek, şarkılar söyleyerek, rahatça) rakılarını yudumladığı, duygusallığın (duygu sömürüsü yapmayarak) dozunda verildiği, şarkı listesinin (işim olmaz playlistle) kulağa iyi geldiği, sinemada kolayca gülüveren sinefili güzelce güldürecek (nasıl özeniyorum onlara !) filmimiz iyi gişe yaparsa bir kapıyı aralar mı ? (ama öyle olursa, olsun lütfen !) Bilmiyoruz, göreceğiz.
   Ertem Eğilmez filmlerini sevenleri filmimize davet ediyorum. Torrentmiş, internetten izlemekmiş; yapmayın bunları. Alacağınız bilet : bu memleketin izleyici kitlesine yapılmış bir iyiliktir çünkü.