Bugün neler olmuş ?

3 Ocak 2016 Pazar

Mısır'a Gidecek Olanlara Öneriler (Hurghada ve El Gouna)

MISIR
   Kış aylarında dahi devamlı güneşli gökyüzü ve sıcak iklimiyle Mısır, kış tatilcilerinin ilgisini çekebilen bir alternatif. Şu halde aşağıda yazılanları dikkatli okumak gerek.
   Mısır dendiğinde standartlarınızın olduğu ayar düğmesini iki (ya da beş) tık düşürecek, fiyat skalanızı ise (bunda şüphe yok) üç tık düşüreceksiniz. Şöyle açıklayayım :
    Dört yıldızlı bir otelde kaldığınızda tek yıldız standartı alabilecek ve pansiyon ödemesi yapacaksınız. 
   Bir TL, üç Mısır Poundu yapıyor ve fiyatlar memleketimin üçte birinden daha düşük. 
   Herşey (çölün tozundan mıdır bilmem) çok tozlu ve kirli. 
   Hiç bir şeyin üstünde fiyat etiketi yok. Bir şeyi almaya niyetlendiğinizde satıcı soruyor "kaç tane alacaksın ?" cevaplıyorsun, sorular bitmiyor "kaç para verirsin ?" "yav satıcı sensin fiyatı da belirle" diyorsun, kendince uçuk bir rakam söylüyor. Söylediği fiyat aslında makul bir fiyat ama "dur kazık yemeyeyim şimdi" diyerek fiyatın yarısını öneriyorsun ve adam hemen sırıtarak kabul ediyor. Nedir : "yine kazık yedim" hissi geliyor ve oturuyor insanın içine. 
   Maalesef benim karşılaştığım durum genelde böyle. İnsanların neredeyse tümü, yabancı olduğunuzu algıladığında (ki aksi durum mümkün değil) "ben bunu nasıl yolarım ?" düşüncesine dalıyor. 
   Yahu yoldan geçen teyzeler (ki üstleri başları gayet düzgün, yaşlıbaşlı teyzeler) benden "bahşiiiş, bahşiiiş" diye para istediler. Niyeyse bilmem.
   Havaalanındaki tuvaletlerin önünde turuncu kıyafetli temizlik işçileri çıkan turistlerden tuvalet parası istiyorlar (vermeyin !).
   Tutarda anlaştığınız taksi şoförü, aldığı ücretin üzerine bahşiş istiyor. 
   Herkes bir şekilde sizden para istiyor. Buna alışın. Neticede, verdiğiniz tüm bahşişler, kazıklandığınız tüm meblağları topladığınızda yine makul bir rakamla karşılaşacaksınız ama kazıklanma hissi kötü. 
   Memlekete girmeden ve çıkmadan pasaport kontrolünden önce küçük bir form doldurup, mülteci olarak ülkede kalmayacağınızı taahhüt ediyorsunuz. Pasaport kontrolü sonrasında ise hacıdayı kılıklı polislerin sizi tepeden tırnağa süzmesi seremonisi var. İnceden; ülkedeki "demokrasi" anlayışı hakkında kıllanıyorsunuz. 
   
HURGHADA
   Malum ucuzcu havayolumuzun doğrudan Hurghada'ya uçuşları var. Hurgada (bundan sonra böylesi kolay olduğundan böyle yazılacaktır), Şarmelşeyhin tam karşısında, ondan az popüler, ondan daha ucuz, onunla aynı imkanları sunan bir yerleşim. 
Kıro Market
   Bundan 20 yıl öncesi küçük bir balıkçı köyü iken gelişen turizm ile neredeyse 300 bin nüfusa sahip büyükçe bir şehre dönüşmüş. 
El Sony Restaurant
   Şehirde ulaşım küçük beyaz minibüsler ve taksilerle sağlanıyor. Minibüsler yerel halka 1 mısır paundu (MP), turistlere ne tutturabilirlerse (10 USD ile 2 MP arası). Taksiler için hiçbiryere 10 MP'dan fazlasını vermeyin (hiç bir koşulda taksimetreyi açmaya yanaşmıyorlar). Mazotun litresi 2 MP (0.7 TL.). Hiç bir yerde otomobil kiralamayı başaramadım. Budget gibi uluslararası bir araç kiralama şirketi bile (firmanın önü otomobil dolu olmasına karşın) "onbeş günden önce araç kiralayamayız. Tüm araçlarımız dolu" dedikten sonra şoförlü araç talebimize hemen olumlu cevap verdi. 
   Hurgada denizle barışık bir kent değil. Yeni yapılan turistik oteller dışında sahille rabıtası olan bir yerleşimi yok. Kordon ya da sahil yolu kavramları gelişmemiş (yok diyeyim de başım ağrımasın). Şehrin içindeki marinanın yanındaki Mina camii ve ona bitişik balık hali ilginizi çekebilir. Bu kadar renkli balığın olduğu hali, bir tek Hindistan'da görmüştüm. Halin içinde balık pişirilen bir yer de var. Pek canım çektiği halde, sevdiceğimin "ishal olmanı istemiyurum" şeklinde çemkirmelerinden ötürü yiyemedim. Pişirme yöntemi ilginç : balığı ayıklamadan pane unu gibi birşeye bulayıp pleytin üzerinde, üzeri kömürleşene kadar tutuyorlar, sonra o kömürleşmiş kısmı ayıklayıp taam ediyorlar. Çevrede hep size birşeyler satmaya çalışan satıcılar. Kibarca gülümseyip reddederseniz kurtulabiliyorsunuz. 
   Hurgada, kadim bir kent olmadığından eski bir çarşısı yok. Merkezdeki çarşıdaki dükkanlar, tüm doğuda olduğu gibi yerele ve turiste hitap eden şeklinde ikiye ayrılmış. Aralarında ciddi fiyat ve sunum farkı var. Yerele hitap edenlerde ilaçtan, yiyeceğe, dikiş malzemesinden tuvalet fırçasına kadar geniş bir ürün yelpazesi var. Mahalle arasında ızgara ve felafel yapan yerler de gani. Turistik dükkanlar ise klasik. Eciypt suuvenirleri (hepsi kırık dökük ve tozlu), parşömenler, hibiskus dolu çuvallar (geçen Kemeraltında aynısını daha ucuza gördüm), olmayan fiyat etiketleri, haris ve muhteris bakışlar. Aman diyim pazarlık şart.
   Turistik dükkanların yanyana dizildiği Sakkala bölgesinde sağ tarafta iyi bir tatlıcı var. Hakkını yemeyeyim : dürüst adam. Her tatlının fiyatı belli, tatlılar babil kulesi gibi, tezgahtar rus kızcağız ingilizce ve biraz Türkçe de biliyor. Tatlıların görünüşü çok güzel ama görünüşleri dışında tatları aynı. Hediyelik olarak değerlendirilebilir.
   Çarşının bulunduğu El-Dahar meydanında Sen Sinod Kıpti Kilisesi var, fazla tarihi olmayan bir yapı gibi görünüyor. Meydanın sol tarafında kalan yerel pazar ise anlatılmaz yaşanır. Etler ve patatesler ve canlı tavuklar yanyana satılıyor (etler canlı değil). Fiyatlar dehşetli ucuz. Küçücük beyaz patlıcanlar aklımı aldı. Burada bunu es geçmemenizi öneririm. 
video
   Esnafın dediğine göre geçen rus uçağının düşmesinden sonra rus turist kesilmiş. Adamlar kan ağlıyor. "Alman turist otelden çıkmaz, Ruslar iyiydi, taksiye biner, alışveriş yapar, dışarıda yemek yer, bize ekmek çıkardı. Türkler de iyi ama Almanlar kötü" diye tespitleri var. Genel olarak konuştuğum her mısırlı "yavaş yavaş hasan şaş" diye mahdut bir Türkçeyle yaklaşıyor memleketim insanına. Ekseriyet; sarayda oturan, uzun boylu, seyrek bıyıklı, asabi şahsiyetten hazzetmiyor (biraz da siyasi havanın etkisiyle olsa gerek). 

    El Gouna (EG), Hurgada'nın 25 km. uzağında Mısır'ın genel atmosferinden farklı bir yer. Zamanla denizin çökmesiyle oluşmuş küçücük adalardan oluşuyor. Orascom diye bir şirket burayı kapatarak kendi işletiyormuş. Bölgede çok sayıda otel ve kaşaneler var. Mısır'ın zenginleri ve sanatçılarının çoğunun burada bir evleri varmış. Bölgeye girişte ve çıkışta ciddi güvenlik kontrolü var. Otellerin hepsinin girişinde de.
   Havaalanından buraya taksi 100 MP tuttu. arada neredeyse 40 dakikalık yol olduğundan makul gibi geldi (tabi bir gün sonra Hurgada'dan buraya 50 MP'na gelinceye kadar). 
   Biz Sultan Bey Otelinde kaldık. Merkeze yakın, hizmet standartı fena değil, temizliği iyi bir otel. Fiyatları da ülkemdeki dört yıldızlıların yanında makul ötesi. Oteller avrupalı kaynıyor, genelde 65 yaş üstü emekli beyaz yakalılar. Haftasonları zengin araplar da oluyor. Bir iki alman turistle konuşunca para biriktirmek için tatile geldiklerini anladık. Cefbricise benzeyen alman taksi şoförü emeklisi "burada bir ay kalacağım, bir ayda harcadığım parayla memlekette on gün yaşayamam, para biriktirmek için mecburen tatil yapıyorum" dedi. Genelde herşey dahil sistemden geliyor ve asla otelden dışarı çıkmıyorlar. 
   Dışarıyı görmeye meraklı turist ise EG bölgesinde ring atan beyaz midibüsleri (günlük 10, haftalık 30 MP), tuktuk denilen triportörleri (heryere 20 MP) kullanabilir. Hurgadaya gitmek için ise 20 dakikada bir hareket eden otobüsler var (8 MP). 
   EG'nın iki merkezi var Downtown denilen dükkanların olduğu yer ve Marina. Büyük oteller genellikle kapalı merkezlerde. Zeytuni ada dedikleri yer ise Sheraton otelinden köprüyle geçilen, diğer otellerden ise 20 dakikada bir ücretsiz deniz motoruyla ulaşılan güzel bir ada. Bu adanın ucunda, hemen önündeki resife uzanan çok uzun bir iskele var. Bu iskelenin ucundan dalış yaparak resifi gözlemleyebilirsiniz. 
   Otelden dalış turuna katıldık. 30 USD karşılığı sabah 08.30'da otelinizden alınıp güzel bir tekneye gidiyorsunuz. Bizim sefer haftasonuna denk geldiğinden tekne Kahire'den gelmiş zengin Mısırlı kaynıyordu. Nedir : fena olmadı. Zaten dalış yapan dört kişiydik (ikisi Alman). Kalan tayfa deniz havası almakla yetindi (Mısırlı insanın denizle fazla işi yok). Tanıştığımız Mısırlılardan ülkeleri hakkında malumat aldık. Misal : hafiften mumyaya kaçmış bir ekonomi profesörü kadıncağız "Mısır, halkın hemen tümü Müslüman olmasına karşın laik bir ülkedir. Sisi'yi seviyoruz. Erdoğan çok konuşuyor. Müslümanların kurtuluşu eğitimdir." eksenli konuşmalar yaptı. Hakikaten de diğer kızkardeşleri kapalı olmasına karşın kendisi gayet de makiyajlı ve frapandı (geçmiş yaşına rağmen). Sosyolojik tespitler sonra yapılacağından denizaltı tabiatına geçmek istiyorum. 
   Mısır'da denizin üstü ne kadar sefilse denizin altı o kadar güzel. Özellikle tekneden yaptığım dalışta gördüğüm resif canlıları ve balıkları herhalde ömrüm boyunca bir daha göremem. Evrak çantası büyüklüğünde rengarenk papağan balıkları resifleri gagalıyor, ortaboy valizden daha büyük rengarenk balıklar elimizden birşeyler yemek için etrafımızda geziyor, en küçüğü kafam büyüklüğünde içi rengarenk dokularla dolu istiridyeler açılıp kapanıyor, bir de dikenleri bir metre olan deniz kestaneleri gördüm aklım çıktı. Hülasa, anlatılmaz yaşanır.
   EG'dan Luksor'a ve Kahire'ye otobüs ve tur imkanları var. Ama yol kısa değil. Beklentimiz, güneş, deniz ve dalış olduğundan buraları pas geçtik. Başka sefere umalım (düşük ihtimal).
   EG, suyu ve enerjiyi akıllıca kullanan bir yer. Otoyolu güneş enerjisi panelli aydınlatmalarla sağlıyor. Kullanılan suyu arıtıp bitki sulamada kullanıyor. Peyzaja önem veriliyor. İçerdeki marketlerde fiyatlar yerel marketlerden yüksek olmasına karşın ürünler çeşitli ve hepsinin üzerinde fiyat etiketi var. 
   Gelelim sosyolojik tespitlere :
   Halkın, turisti söğüşleme potansiyelinin yüksek olmasını fakirliğe bağlamaya çalıştım, aklıma Hindistan geldi. Oradaki fakirlik buradakine beş basar lakin insanların gözündeki ışık kaybolmamıştı. Turistik dükkanlar hariç kazıklanma girişiminde bulunulmadı. Haydi bir örnek vereyim. Otelin hediyelik eşya dükkanını işleten çocukla samimiyet kurduk. Batının çifte standartlarından tut, Müslümanların niye bu kadar ezildiğine kadar bir çok fikri paylaştık. Giderayak bizi kazıklamaya kalkıştı. Aynı "almıyorum, gidiyorum" blöfüne de "tamam istediğin fiyattan olsun" dedi. Ben bu adama ne diyeyim bilmiyorum. Herhalde doğanın acımasızlığı (salt binadan oluşan sahilin dışındaki tamamen çöl topoğrafya) insanları bu kadar vahşi yaptı diye düşünür oldum.
   Camiler (memleketime oranla) çok az ve küçük. Taksi şoförlerinden, dükkan sahiplerine kadar herkes Kuran dinliyor (üstelik anlayarak dinliyor) ama Müslüman kazıklamakta bir beis görmüyor. 
   Sokaklarda kadın yok. 
   Trafik rezalet. Hindistan'la yarışır. Trafik işaretlerini kimse umursamıyor. Otomobillerin hepsi hasarlı. Toplu taşıma araçları inanılmaz pis. 
   Binalar savaş görmüş gibi ama savaş görmemişler. 
   İklim ve coğrafya açısından pek talihsiz bir yer. Belki de insanların karakteri de buna göre evrilmiş.
   Ben Mısır'ın en çok memlekete dönüşünü sevdim. İkinciye gideceğimi de pek zannetmiyorum.