Bugün neler olmuş ?

3 Ağustos 2014 Pazar

"Başkaldıran Kurşunkalem" Ferhan Şensoy'dan Kişisel Yakındönem Türk Tiyatro Tarihi

   Uykudan önce kitap okuyan kitap kurtlarının uzak durması gereken kitaptır. (bu fasılı sonra izah ediciiz)
   "Kalemimin Sapını Gülle Donattım" ile başlayan bibliyografikanısalözyaşamöyküsü "Başkaldıran Kurşunkalem" ile tam gaz devam ediyor. Rukiye Hanımın torunu Bay Ferhan'ın üslubuna aşinaysanız şaşırmayacaksınız, değilseniz ilk bölümden sonra "bu neymiş yav !" iç geçirmeleri ile dalacaksınız tuğla kesafetindeki (540 sayfa) eserimize. 
   Fransa-Kanada konkurhipikinden sonra Türkiye'ye yönelen rotası; genç Ferhan'ı nerelere atar ? Kimlerle eğleşir, neler yapar, neler yazar ? Konumuz budur. 
   Doğrusal bir yazım sürecinde halim selim okuma yapar iken aniden beliren bir karakter, sonraki bölümü taa F.Ö. (Ferhan'dan Önceki) zamanlara sektirme yapar. Hazırlıksız okur için "Nooluyoruz ? Bunlar kim ?" dedirtebilecek bu ilginç okuma, ilk ikiyüz sayfadan sonra kabullenilir, içselleştirilir ve hatta olaya yeni dahil olan kişiler için böyle "balkondan düşen" tarzda bölümlerin olması beklentisine girilir. 
   Bay Şensoy çok şanslı bir karakter. Yaşayakaldığı ve ürettiği yıllarda çevresinde inanılmaz çeşitlilikte ve yüksek sanat seviyesinde kişiler var. Üstelik "yüksek sanat" derken, memleketim yüksek sanat çevresinden bahsediyorum. Yoksa bir İsveç'teki "yüksek sanat" cemiyeti, bizimkilerden hayli farklıdır zaar. (zaar !!) Tanıştığı kişiler, beslendiği kaynaklar, (elbette ki) eğitimi ve kökenleri açısından Bay Ferhan üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor. Kimi günler hem televizyon skeci, hem tiyatro oyunu hem reklam cıngılı üretimi (aynı anda) kimi zaman ise turnede yazılan kitaplar, oyunlar takır takır yazılıyor (Bay Şensoy daktilo kullanıyor). 
   Okurken, kullanılan tıngırdaklı kelimeler (ki tirbüşon yerine kullanılan "çekmantar" favorilerimdendir), kendi aralarındaki jargon ("- Bazı biralar içmemiz gerekmektedir efenim !"), olayların mizahi akışı, yanlış bildiğimiz doğrular (misal : ben Mete İnselel'i softporno aktörü olarak bilir idim. Burada onun bambaşka bir insan olduğunu öğrendim. misal2 : Ayfer Feray'ı pek de iyi bilmezdim. Burada onun da Madame Dö Feray olarak pek değişik yüzlerini okudum, misal3 : Özcan Özgür'ü sıkı alkolik olarak bilirdim. Burada sıkı alkolikliği yanında pek iyi aktör olduğunu öğrendim, bu misaller uzar gider), bilhassa olayların hiç durdurak vermeden mp5 seriliğinde f1 hızında akıp gitmesi okumaya kendini kaptıran kitapkurdunun tansiyonunu yükseltir, digerkâmlık pik yapar ve uykular kaçar (bu da ilk cümlemizin uzunca bir izahıdır.). 
   Alıntılanacak pek çok şey var. Sadece birini aşağıya alıyorum. Varın ortamın kesafetini tahmin edin. Bu arada yaşanan siyasi gelişmelerin de sokağa ve kültüre yansıması es geçilmiyor. Bu açıdan yapılan tespitler günümüzde de geçerliliğini koruyor. 
   Velhasıl : tiyatroya, sanata, mizaha, yakın tarihe ilgi duyuyor, okurken sıkılmamak istiyorsanız hararetle öneririm.
ALINTI :
"Demircan'ın yeri kalabalık. Tüm masalar dolu. Arka orta masada Bedia Muvahhit, Vasfi Rıza Zobu, Leyla ve Hamit Belli, Mutlu ve Metin Sügan neşeli bir muhabbet içindeler. Vasfi Rıza patlatıyor espriyi, Bedia Muvahhit gelişine vuruyor katlamalı karşı espriyi. Muntazaman kahkahalar yükseliyor masadan. Bu ikilinin bir araya gelmesi her zaman müthiş bir şov.
   Duvara bitişik dip masayı sinemacılar parsellemiş. Barın önünde çift sıra oluşmuş. Barda oturma şansına sahip olanlar; Turgut Boralı, Orhan Çağman, Erdinç Üstün, Uğurtan Sayıner, Bilge Zobu, Kemal Sunal, Erdinç Akbaş, Tuncer Necmiğlu, Hadi Çaman, Yüksel Gözen ve barın sol köşesinde gülümsediği nadir görülen korkutucu adam Dinçer Çekmez.
   Dipte bir masada yalnız oturan efkârlı Aydemir Akbaş. Onun yanındaki masada başkentten gelmiş takım elbiseli, boyunbağlı, televizyon yapımcıları, masalarında haftaya ünlü olma adayı şuh hatunlar. Giriş kapısının solundaki masaa Tolga Aşkıner ve Nisa Serezli oturuyor."

KONUDAN İLGİSİZ TESPİT
  "Âyinesi İştir Kişinin Lafa Bakılmaz" en önemli mottolarımdandır. Kitabı (ve önce kitabı) okurken farkettim ki tiyatro yapmak zor zenâat (üretmek sanat da, yürütmek ve sürdürmek bayağı bayağı zenâat sayılır bence). Bay Şensoy'un nefesi kokmasa da, aldığı telifler haricinde ekonomik durumu pek hallice değil. Hep yokluklar, hep parasızlıklar. Bu ahval ve şerait içinde dahi Bay Şensoy "Ses Tiyatrosu"nu abâd etmiş (Babacığımın dükkanı 20 m. ilerideydi oradan biliyorum). Bir zamanların şaşaalı bir oyun salonuyken seks filmleri gösteren viran sefil bir sinema salonu haline dönüşmüş bu salonu eski günlerine döndürmek cesaret isteyen bir işti ve Bay Şensoy bunu sadece tiyatrodan kazandığı parayla yaptı. Bu 1.
   Geçen Rasim Öztekin'le bir ropörtajı izledim. (sanat dünyasında birbirine bok atmak esastır) Dedi ki "Şimdi emekliyim. Sağolsun Ferhan, en zor dönemlerimizde dahi bizim emekli keseneklerimizi yatırmayı ihmal etmedi, tiyatroculukta bu pek zordur, kimse bilmez. Onun sayesinde bugün rahatım." Bu benim için önemli. İnsanın para hesabı yaparken, çalışanlarını ihmal etmemesi önemli. Bu 2.
   Bu küçük detaylar belki kimsenin dikkatini çekmez ama benim için önemli. O yüzden bir çok kişiye; burnu büyük, ukala gibi gelen Bay Şensoy'un benim için pek müstesna bir yeri vardır. Ne zaman kapımı çalsa, gözüm başım üstünedir.