14 Mart 2026 Cumartesi

"Bir Fotoğrafı Anlamak" John Berger'den fotoğraftan fazlası!

   Yemin ediyorum 15 günde didikleye didikleye zor bitirebildiğim kitaptır. Daha önce Görme Biçimleri'nde benzer bir okuma deneyimi yaşamıştım ama bu daha başka. 
   227 S.lık kitap, yazarın genellikle bir fotoğraf&sergi&sanatçı hakkında yazılmış yazılardan mürekkeptir. Yazılar 2-3 sayfa olabildiği kadar 7-9 sayfa da olabiliyor. Berger'in canı nasıl isterse öyle yazılmış. Elbette yazının ekseni: ele aldığı fotoğraf. Bu çerçevede eksen için yazılanları fazla içselleştiremediğimi belirteyim. Ancak üstadın bakmak, görmek, Dünya politikası, siyaset, ideoloji (komünisttir kendisi), yaşam, insan hakkında konuya bağımlı olarak yazdıkları pek kalem harcattı bana (altını kenarını çizdiğim yerlerden:)). 
   Yazıları genellikle bu yan düşünceler için okumama karşın kitabı bitirdiğimde artık fotoğrafa çok daha farklı bir şekilde baktığımı anladım ve hafiften şaşırdım. Yoksa farketmeden bu sanatı anlar gibi mi olmuştum? Bilemiyorum ama kapak fotoğrafına bakarken neredeyse bir saate yakın zamanın geçtiğini anlamamışım (o da iyi fotoğraftır ama (W.Eugene Smith, "Cennet Bahçesine Yürüyüş"). 

   Sakin zamanlarda okunmasını öneririm.

"Füreya" Dönem Romanı.

   Kitap kulübü okumalarında olduğu için mecburen alıp okudum. Ayşe Kulin sevmiyorum, Osmanlı elitini de öyle (galiba elite alerjim var (biraz düşününce Kulin de elit)). Mecburiyetten başladım. İki boyutlu bir roman olduğundan 2 günde bitti. Dili akıcı, kurgu rahatsız edici (Atatürk'ün "piçkurusu" diye bir küfür ettiğini zannetmiyorum bir kadın için). Mecburen bitirdim. 
   Benim için ilk evliliğine libidonun ikinci evliliğine sosyal itibar ve rahatlığın neden olduğu, lükslerinden taviz vermeyen (her zaman ıstakoz pişirmeler), bir cahil köy kızına bile okumayı öğretemeyi başaramayan ancak seramik konusunda öğrenci yetiştiren (o konuda hakkı yenemez) bir Osmanlı elitinin uzunca sayılabilecek bir yaşam öyküsü. Yolculukta okunur. Bendeniz bir daha okunmaya değer görmediğimden (aslında ilk çıktığı en popüler zamanlarında bile okumaya değer bulmamıştım) birilerine hediye edeceğim.
   Canım sıkılmasın deyip okuyabilirsiniz.
Kitap kulübünde "kitabı kimin yazmasını isterdiniz?" diye soruldu. Cevap veremedim bana sıra gelmedi ama cevabım Latife Tekin olurdu.

"Mutluluğun Kazanılması" Farabi'den Aristocu Bilim Felsefesi

Mutluluğun Kazanılması – Ciltli | Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 

   Adına aldanıp öyle mutluluğa nasıl ulaşılır diye açıp okumayın, fena halde yanılırsınız. Farabi, 9.yüzyılda kimi şeyleri aşıp Aristoteles'e ulaşmış. Bunu nasıl İslam'a uyarlarım diye düşünmüş ve iş bu neşriyata bir giriş olarak başlamış. Sonrasında bu felsefeye ait şerhleri de yayımlanmış. Kafa yoranlar; "Aristotelesi anlamak Farabi okumadan mümkün değildir!" derler. 

   Latin yağmasında ortadan yüzyıllarca kaybolan Aristoteles eserleri, Farabi ve dönemin islam düşünürleri tarafından tercüme edilip yaşatılmış ve batının aydınlanmasında en önemli kaynak olmuş. Neyse; tarihi, malumatfuruşluğu bir kenara bırakıp bu küçücük (50 S.) ama çok hacimli (nasıl oluyor demeyin öyle bir oluyor ki!) hazineye bir göz atalım. 

   Alışıldığı gibi İş Bankası Yayınları, tercümeyi alanında çok yetkin bir isme yaptırmış. Sadece çeviri değil içerik hakkında da birikimi geniş, yetkin bir isim. Çevirmenimiz Ahmet Arslan (kapakta akademik titri yok (profesördür kendisi)) 27 sayfalık bir önsözle eserin çok şükela bir sunumunu yapıyor. Bilimlerin ve erdemlerin tasnifini ve kurallarını belirliyor. Sanatlar da cabası. Sanat derken aklınıza müzik, resim falan gelmesin ilginç sanatlar sözkonusu (misal zenginlik sanatı, yöneticilik sanatı, yaşama sanatı vs.). 50 sayfalık risalede Farabi size bir el aleti veriyor. Yüzyıllar öncesinden gelmesine karşın kullanımı olmazsa olmaz ve çok gerekli bir el aleti. Atölyede tornavida, mutfakta bıçak gibi bir şey. Herşeyde kullanabilirsiniz (hayır kullanmalısınız (allen anahtarla vida açılmaz, rendeyle patates doğranmaz). Öylesine değişmez kurallar ki: her bilimsel ve ahlaki durumda uygulanabilir. Farabi burada bilim ve ahlak bağdaştırması yapmakta ancak bundan bahsetmek çok daha uzun araştırma ve açıklama gerektireceğinden pas geçmekteyim.

   Fakir, felsefede biraz kötüdür. Somut örneklem olmayınca tahayyülde sıkıntı yaşıyorum. Maalesef kitabın ana bölümlerinde tekrar tekrar okumak zorunda kaldığım yerler oldu. O halde bile düşünceyi ancak ucundan yakalayabildiğimi hissettim. Buna mukabil özellikle sonlara doğru Aristoteles felsefenin dine uyarlanması konusunda Farabi'nin çok akılcı çıkarımları pek ilgimi çekti. (misal S.45. "sonuç olarak felsefe, zaman bakımından dinden önce gelir."). Benim daha önceleri yaşadıklarımdan ve eğitimimden çıkardığım sonuç (din inanç, bilim bilmektir. bunlar ayrı şeylerdir) taa 9.yüzyılda çalışılmış. Bu rasyonel çıkarımlar nedeniyle Hüccetül İslam İmam Gazali tarafından "kafir" olarak yaftalanmış garibim Farabi. Muallimi Sânilikten kafirliğe. Yaftalayan da dinde aydınlanmanın önünü kesen dogmatik bir kişilik. Neyse bunlar teologların bileceği şeyler. Sizler: ben niye varım? niye bu hayatı yaşıyorum? amacım ne? türü sorularla cebelleşiyorsanız ve azıcık soyutlama yeteneğiniz varsa alın bir okuyun. 

   Ezcümle, bendeniz Farabi'yi pek sevdim. Başka yazdıkları da okunacak mecburen.