26 Ocak 2026 Pazartesi

"Canvermezler Tekkesi" Kadim Vampirler!

   İş Bankası Yayınları güzel şeyler yapıyor. Adı duyulmadığı için bilinmeyen ancak bir dönemin tanınan yazarlarını gün ışığına çıkarıyor. Bu güncede yazdığım kimi kitaplar böyledir. 
   Roman, döneminde İleri gazetesinde tefrika edilmiş (arkası yarın şeklinde bölümlerle yayımlanmış). Yıl 1921. Bir girdi yapayım: memleket elden gitmiş, bağımsızlık savaşı veriliyor sen canvermezlerle uğraşıyorsun Selim Bey!
   Ali Nail Bey, karadenizde batan gemilerine yardım eli uzatmak için Kilyos'a süvari olarak revan olur, yolunu kaybeder. Gotik bir atmosferde bir eve sığınır. Olaylar gelişir.
   Canvermezler (kan emme gibi önemli bir detayı atlarsak) bildiğiniz vampir. Edebiyatımızın ilk gotik romanı olarak nitelendiriliyor elbette bizim usül bir gotiklik var (oldukça alaturka). Lakin bu süreçte okuduğum zorlu romanın arasında bir mola için 2 günde bitiverdi (112 S.). Dönemin ruhunu merak edenlere öneririm.

"Tomas Nevinson" Zor!

   Bir süredir elçilik görevlisi olarak sakin bir hayat süren Tomas, aktif saha faaliyetlerindeki patronu Tupra'nın oltasına gelir. Küçük bir kentteki üç kadınla yakınlık kurar ve birini teşhis edip hesabının kesilmesi işini kabul eder. Olaylar gelişir. 
   YKY Kitap kulübünün önerisiydi. 6 Ocak'ta başlamışım, dün bitti. İlk bölümleri geçince "hımm dedim, bunu bitirmek zorlu olacak". Yamulmamışım. Kitap güzel ama bir şekilde hem dikkatinizi düşürmemeyi hem de çok çetrefilli birtakım tespitleri, halleri aktarmayı başarıyor. Konuya yapışıp ahkam kesilmese 525 sayfa değil 200 sayfada kesilebilir. Ancak Marias kimi zaman 15 dakikalık bir konuşmayı üç bölümde yazmayı seçince elimi kolumu bağladı. Bir yandan konuyu, akışı merak ediyorum. Kimi bölümlerde hayat hakkındaki tespitlerine katıldığım yerler oluyor bunları kaçırmak istemiyorum. İstisnasız tüm bölümlerde bir araba tarihi ve siyasi bilgi de aktarılıyor. Kendi adıma bunlarla ilgilenmedim ancak diyaloglardaki bir cümle 3 sayfalık bir fasılı kapsıyor, kimisi malumatfuruşluk kimisi de bilgelik (kendi meşrebine göre) düzeyinde olduğu için geçip gidemiyorsunuz. 
   Neticede akşam olduğunda "acaba nerede kalmıştım?" diyerek koştura koştura kapağını açacağınız bir roman değil. Buna karşın, 2 gün açmasanız zihni rahatsız ediyor. Evet! keçiboynuzu (ama taze ve tatlı bir keçiboynuzu) yemek gibidir. Siz bilirsiniz yani.

5 Ocak 2026 Pazartesi

"Örümcek Burgacı" Canıgüz'ün son romanı.

 Yayımlandığını duyar duymaz aldım. Masamdaki kitapları yavaştan okurken, o bir kenarda durdu. Kapağı Kutlukhan Perker çizmiş, görür görmez anladım (pek severim). Yeni yılda okuyacağım, yılın ilk yazısı güzel olsun dedim. Bekleyemedim, yurtdışı (üstelik oldukça hareketli bir rotalı) yolculukta okunur diyerek bir kaç gün önce başladım. Yazarın uzunca süredir yeni romanı çıkmıyor, alperkamuların tadı hala damağımda. Motivasyon kuvvetli yani. Kendime hedef de koydum: bir haftadan kısa sürede bitirilmeyecek diye. Evet bir haftada bitti. Ancak kendimi frenleyerek değil!
   Stan LaFleur, yeni düzen sayesinde sayılı günü kaldığını öğrenen varoluşçu bir dedektiftir. Önüne geliveren bir davayı alır, dünyanın kaderinin bağlı olduğu büyük bir komplonun içine çekilir. Olaylar gelişir.
   İlk yüz sayfa gayet güzel ilerledi. Anakronik bir 70'ler arka planı. Büyük savaştan sonra düzen bildiğimiz düzen yerine acilen günümüzün biraz daha farklı bir yerine kaymış. Pi sayısının küsuratının silinmesine bir hayli güldüm ama yalan yok! Baş karakter şükela, yan karakterler de fena değil. Daha önceki serilerde olduğu gibi fosforlanacak, altı üstü çizilecek yerler fazla değil. Akış heyecanlı. Ancak ortaların sonlarına doğru son yüz sayfa bir türlü fakiri içine alamadı. Haliyle apar topar değil, yavaştan bitti 312 sayfa. Anladığım kadarıyla bu bir seri olacak. İkinciye alırım ama o da böyle çıkarsa 3ncüyü almam.
   Hayranları sevebilir, ilk kez okuyanlara alışması zor gelebilir. Kulunuz ise ne önerir ne de önermez. Paşa gönlünüz bilir.