15 Temmuz 2018 Pazar

"Tuncay Terzihanesi" Tersine Anafor...

 
   Sunay Akın kitapları tersine bir anafor gibi. Hani anafor yanında yakınındaki herşeyi içine çeker de tek kanaldan dibe gönderir. Bay Akın'ın kitapları bir başlangıç noktası buluyor ve ters bir anafor gibi neredeyse her yöne savruluyor. Ancak bunu yaparken içine herşeyi değil okurun ilgisini çekecek bir araba dolusu bilgiyi katıyor. 
   Bu kez kitabımızın çıkış noktası, Tuncay Terzihanesinin 50. yılı. Bay Akın, fakir gibi bir terzinin oğluymuş. Haliyle çocukluğunda o dükkanda yaşadıklarıyla benim anılarım çokça örtüşüyor (o dev makaslar, ağır terzi ütüsü, kalıplar, patronlar (bunu ancak terzi terminolojisini bilenler bilir), ölçü çizen ince sabunlar, prova kabini, etek ölçüsü almaya yarayan pudra püskürten steampunk alet (ismini bilmiyorum) ve daha niceleri. İlk yazının sonlarında "kılıncı iğne, kalkanı yüksük" satırlarını okuduğumda gözlerim doldu. Çocukluğuma gittim, Babacığımı hatırladım. Böyle olunca, kitabı da sıklıkla okumak üzere kitaplığımın göz hizasındaki raflarından birine kaldırdım. 
   Sadece terzi dükkanı kısmı ile ilgili yazı değil "Kitapsızlığın Sızısı" da sıklıkla okunabilecek bir bölüm. "Kitap bir pencere aralığına konulduğunda, odadan içeriye temiz hava girmesini sağlar. İnsan için de aynı işlevi yerine getirir. Okunduğunda, insan beyninin havalanmasına, oksijen kazanımıyla düşüncelerin yenilenmesine neden olur!..." diyor yazar. Bölüm böylece gidiyor. Kitap kurtları değil de (onlar zaten biliyor) kitap düşmanlarının okuması dileğiyle...
   204 sayfalık kitap, yolculukta, şezlongda, otobüs beklerken, metroda (metrobüste mümkün değil tabiy ki (neticede "havasız insan aracı")), cep telefonun ovalanacağı her yerde okunabilir. Üstelik ondan daha faydalı bilgiler verdiği kesin. Misal : atlıkarıncayı bildiniz mi? Neden böyle garip bir ismi var onu biliyor musunuz peki ? İşte bu ve bunun gibi nice (malumatfuruşluğunuzu taçlandıracak) ilginç bilgilere, işbu neşriyat sayesinde ulaşabilirsiniz. Fiyatı makul, boyutu makul. Okumamak için hiç bir neden yok. O halde ne duruyoruz? Haydi iyi okumalar...