Bugün neler olmuş ?

8 Ekim 2017 Pazar

"Blade Runner 2049" 35 yıl sonra (sansür) !

   Bıçak Sırtı'nı taa doksanlarda izlemiştim (o zaman memleketime filmler on yıl sonra bile gelebiliyordu). İzler izlemez de çarpılmıştım. Video çıkınca (önce beta sonra vhs) kasedini, VCD çıkınca siidisini, DVD çıkınca diviidisini almış arşivimde durdukça arada bir izlemiştim. (şu anda Director's Cut 1080p dosyası iki ayrı harici diskte yatıyor). Bünye bilimkurguya hasta ya ! Dedim "ben bunu bir yerden hatırlıyorum". Meğersem Filipdik'in "Androidler Elektrikli Koyun Rüyalarlar mı ?" öyküsünden apartılmış. Öykü güzel de Raydli Reis öyle bir film çekmiş ki, o zamanlar bildiğiniz afallamıştım. O devamlı yağmur yağan klostrofobik şehir (ki Finçer'in 7'sine aparttığı bir ögedir), distopik mimari (Atari piramitleri !), aksamayan bir senaryo, en küçük detaylarda (neydi o acaip conivolkır viski şişesi !) işleyen süpersonik bir sanat yönetimi. Neyse Bıçak Sırtı'nı emeklilikte bir kez daha yazarız. Konumuz 2049 sürümü.
   Denizvilenöv (bilmem doğru mu telaffuz ettim), Raydli reyisin fazla gerisine düşmemiş (burada da Atari var). Rikdekart'ın Reyçıl'dan olan bebeğinin peşine düşüldüğü ("Do Androits Give a Birth ?"), bu kez 2049 model bleydrannırlardan "K" (rayıngasling)'nın (ki güzel canlandırmış karakteri) döktürdüğü, mekan betimlemelerinde (nasıl karamsar, nasıl kötümser (kömkötümser), nasıl islisislipispuslu bilemezsiniz !) ilkini aratmayan, aksiyonu gereksizce ön plana çıkartmamış (asılnda klasik holivut janrlarına uysalar pekala yapabilirlerdi (iyi ki de yapmamışlar)), derli toplu bir iş çıkarmış (ne uzun cümle oldu bu (bi daha Yözdil gibi kısa cümleler kuracağım). Yaratıcıya ulaşma sorusu gibi felsefi göndermeler yok ama yine de insanı düşündürüyor.
   "K" Deyvidbatista'yı pataküte dövünce (ilk sahnelerde) daha üst bir model olduğunu anlamıştım (ilginçtir "o da bunun farkında"). Co (upgrated "K")'nun sanal arkadaşının üstüne basılıp öldürülünce (işte bu cümleleri çözebilmek için filmi görmelisiniz) bildiğiniz üzüldüm (Blackmirror'u 4göz bekliyoruz ! (bu da bilimkurgu meftunlarının anlayacağı bir cümledir (değilseniz boş yere anlamaya çalışmayın)). Herisınford 35 yıldan sonra iyi koşturuyor, Reyçıl'ın replikasını nasıl canlandırdılar çözemedim (Şuunyang baya baya yaşlandı çünkü). Filmde Elvis, Sinatra ve Marlinmonro dahi var (ama nasıl var !).  Velhasıl; film izlenecek film olmuş. Gidin izleyin, pişman olmazsınız.
   Benim derdim başka. 
   Filmde sansür var. Hem de hiç olmayacak bir şekilde, izlenince sinefilin gözüne batacak şekilde, doğrudan, hiç utanmadan arlanmadan, kör gözüm parmağına sansür var. Fragmanlarını izlediyseniz bileceksiniz "K" ve "Luv" merdivenlerden inmektedirler. Yanlarında şirketin mamullerinin ham halleri sergilenmektedir (esnaf vitrini). Bu mamuller ham olduklarından ve insan formunda olduklarından, çıplaktırlar. İşte, ahlakımızın bekçileri bu çıplaklığın ahlakımızı zedeleyeceğini düşündüklerinden bu sahneyi (flulaşma, bulanıklaşma) pahasına zumlamışlar, sonraki bir iki sahnede de aynı haltı yemişlerdir. Dağıtıcısına mı (kestirme, rezil rüsva ettirme filmini ve +7 yerine +13 koy, 2bin bilet az sat filmini bozma !) kızayım, sansürcülere mi (akrep sokar, fıtratı budur arakolpa niye kızıyorsun ?) bilemiyorum. Ama, ahlakım çıplak insan bedeni görüp bozulacaksa (ensest, çocuk istismarı, kadın cinayetleri işte bu yüzden pik yapıyor, hep çıplaklıktan) s.kayım öyle zayıf ahlakın en mahrem noktalarına filmin kesilen sahnelerini... Kalem pespayeleşiyor ama tutamıyorum kendimi. Bakalım daha neler göreceğiz ? Güzel günler göreceğiz demeyi çok isterdim ama diyemiyorum. "Niye Yaradan sizi (siz üstünüze alınmayın sakın !) çıplak insan bedeni görmekten bozulacak kadar zayıf bir ahlakla donatmış ?" diyorum.
Hamiş : 7 Ocak 2018'de malum ortamlara düşmüş filmi bir kez daha izledim. Sansürlenen sahneleri gördüm. Ahlakım çok kötü etkilendiği için hemmen dışarı çıkıp taciz edecek masumların peşine düşüyorum.