Bugün neler olmuş ?

2 Ağustos 2014 Cumartesi

"Going Postal" ve Fantazya Nedir ?

 
    Türk Dil Kurumu'nun güncel Türkçe sözlüğünde "fantazya"nın anlamı yok "fantezi" dediğinizde karşınıza fantazya çıkıyor. Bir de ilave olarak "sonsuz, sınırsız hayal" var. Her halûkarda elimizde bir "hayal" kavramı var. Hâl böyleyken Bay Teripireçıt bir diskdünya kavramı yaratıp fantastik edebiyat sevenlerin beğenisine sunmuştur. Geç keşfettiğim ve eserlerini yalayıp yutmaya henüz başlamadığım yazarın bir TV mini dizisi olarak yayınlanan Going Postal'ını da dün gece bitirmiş bulunmaktayız. 
   Üç saati beş dakika aşan süresiyle, son derece iddiasız kastıyla, mütevazı CGI efektleriyle bas bas "ben televizyon yapımıyım" diye bağıran iki bölümlük bu dizi sinefili kendisine sadece senaryosuyla bağlamaktadır (bu da hiç az şey değildir.) Fantazyanın tüm gerekleri yerli yerindedir. 

   Hayali bir dünya yarat, ama bizim yaşadığımızla da benzerlikler göstersin (diskdünya). Olmasını istemediğin şeyleri koyma (ki Bay Preçıt eserine hiç silah koymamış (polis gücünün başındaki afet sarışın aslında bir kurtkadın ama), dinsel ögeleri ise "kutsal timsah" boyutuna indirgemiş; buna mukabil yaşadığımız tüm garabetlikleri es geçmemiştir). Bir insanın değişimini eksene oturt (ki Moist Von Lipwig iyi bir örnektir).

   Burada Riçırdkoyl adlı oyuncuya mavi paragraf ayırarak, ağ güncemde konudan sapmayı düzgün bir kaideye oturtmak kaygısındayım. İş bu kişinin; oyunculuk yetenekleri vasatın üstünde olsa da fiziksel özellikleri olarak iki ilginç detaya dikkat çekmek isterim. İlk bölümdeki sakallı haliyle Jethro Tull'ın überkarizmatik solisti ve fülisti Ian Anderson'a olan benzerliğiyle, daha sonraki cillop haliyle de kalbimizde hep müstesna bir yer eden Danny Kaye'e olan benzerliği şaşırtıcıdır. Ayrıca Adora'ya can veren Kleyrfoy da Penidredful'daki Evagriine rol modeli olmuştur kanımca (benzerlik, gözden kaçırılacak gibi değil).


   Vereceğin meşazları sekans aralarında zarifçe ver (ki burada mektuplar için yapılan güzellemeler, fakirin aklını başından almıştır (misal :  "Şebekeler (burada internet ve telefon kastediliyor), eğer Genua'daki market fiyatlarını öğrenmek isterseniz iyi ve güzel, ama şebekeyi sevgi dolu bir öpücükle mühürleyebilir misiniz ? Şebekelere göz yaşı akıtabilir misiniz ? İçine bir çiçek koyabilir misiniz ?"). Başka bir misal vermesem içim şişer : "Kitaplara saygılı davranmak gerek. Onları iliklerimizde hissederiz, çünkü kelimelerin bir gücü vardır. Yeteri kadar kelimeyi bir araya getirirsen, uzayı ve zamanı bükebilirsin. Sana halusinasyonları yaşatan da işte bu. Kelimeler öldürmez. İnsanlar öldürür. Vahşi hayvanlar öldürür. Ama kelimeler, kelimelerin tamamen başka bir gücü vardır. Gözlerimizden ve kulaklarımızdan girerler ve ruhumuza ulaşana kadar devam ederler.".
   Netçede televizyon için yapıldığından senaryoyu IQ seviyesi 60 düzeyinde olanlar için revize et. Kötüler, iyiler, iyilerin zaferi, yancı karakterler her bir şeyi tamamla. Üç saate yay. İşte tamamdır. Going Postal tüm bu unsurları bir araya getirerek izleyicinin kafasını pek yormadan hoşça bir üç saat geçirmeyi vâdediyor. 
   Gayet saran bir ilk bölümden sonra yer yer aksayan ikinci bölüm biraz gözkapaklarını zorlasa da finale kadar uyuklamadan gelmeyi başarabiliyoruz.
   Fantastik edebiyatı ve sinemayı sevenler rahatlıkla izleyebilir, çoluk çocukla da gider ama ilgilerini çeker mi bilmiyorum.