Bugün neler olmuş ?

25 Temmuz 2013 Perşembe

"İstanbul'un Nazım Planı" Sunay Akın'dan Hem İstanbul, Hem Nazım...

   Okumaya başladım, bir gün sonra bitirdiğimde hiç şaşırmamıştım.
   Nedir : tüm Sunay Akın kitapları bende aynı hissi uyandırır. Bizde karşılaştırmalı tarih yoktur. O yüzden ilgi çeker. Sayın Bay Akın da, damarı iyi yakalamıştır. Hakkını yemeyelim eşelediği konuyu, sıradan okurun ilgisini hep canlı tutacak tarzda kalem oynatır. Neyse kritikler sona kalsın, gelelim kitabımıza...
   Başlık herşeyi özetliyor. (Bir şapka nelere kadir yareppim !) Kitapta İstanbul var, Nâzım var (Allaam şapka yapmayı öğrendim), şiir var, tarih (bolca) var, edebiyat dünyası var, ilginç bilgiler var. Otuzsekiz başlıkta ve 138 sayfada verilebilecek tüm hoşluklar var. İş Bankası yayımlamış (son dört baskı), onsekiz de baskı yapmış. Ne güzel... Buna diyebilecek hiçbirşeyimiz olmaması gerek. Yazarımız bir de oyuncak müzesi yapmıştır ki buna diyebilecek hakikaten de hiç bir şey yoktur. (olumsuz anlamda)
   Yalnııız = gerek tek kişilik gösterileri (ki ismi "Sunay Bey Tarihi"dir)(burayı da tıklayıverin bir zahmet), gerek üslubu, gerek konuları seçmesi, fakirde bir "layt" Salah Birsel çağrışımı yapmaktadır. Bu da (Salah Ustayı çok seven biri olarak) hoşuma gitmemektedir. Biliyorum ki hoşuma gitmemesinin hiç bir akılcılığı yoktur. Adamceyiz; kitabın esamisinin okunmadığı modern zamanlarda, yazdığı kitaplarla okuyan kitleyi belki de büyütüyor (her kitap on apaçi, on tiki kazandırsa bibliyofiller ordusuna, kârdır), üstüne müze de yapmış (kimsenin aklına gelmeyen bir temada), küfür etmiyor, belaltı vurmuyor, savunduğu düşünceler de güzel.... Eeee ne kaşınıyorsun arakolpa ?
   Bu kitabında da kendinden çok söz etmiş. (üstelik aynı Salah Ustanın üslubunca (kendinden hep üçüncü tekil şahıs olarak bahsederek))
    Edebiyatçılara gizliden giydirmesi de aynı üslupta (alıntılar ve ispatlarıyla (aynı Salah Usta usülü))
   Özellikle son kitaplarda hep birbirini tekrarlayan sayfalarla karşılaşıyorum (bak bunu Salah Usta yapmazdı).
   Vallahi de aklıma gelenler bu kadar. 
   Şikemperver bir insan olarak şöyle bir örnek vereyim de kendimi daha iyi anlatmaya çalışayım :
   Mahalledeki asırlık lokantaya gider bol sirkeli sarımsaklı bir paça çorbası içersiniz, iliği erimiş, yoğunluğu tam kıvamında, sirke sarımsağın pek yakıştığı, şükela bir çorbadır bu. Ama hazımsızlık yaptırabilir, bir de ağzınız kokar...
   Sonra eve yakın yeni bir lokanta açılır. Orada da vardır paça çorbası. Ama bu paça konsantre paçadır. Sirke tamam da sarımsak tozu kullanılır. Sarımsağın tadı var kokusu yoktur. (negzel), Daha ucuzdur, gitmesi daha kolaydır, ağzınızı kokutmaz, aşçıbaşı güleryüzlü, üstü başı temizdir. 
   Makul insan yeni lokantayı tercih eder. Hem sağlığını, hem çevresindekileri, hem kesesini korur. Arızalı insan, saplantılarının peşine gider eski çorbasından şaşmaz. Nedir : paça çorbası, paça çorbası gibi yapılmalıdır.
   Bay Akın'ın 23 kitabını toplasanız, 1/2 Salah Bey Tarihi etmezdir. 
   Arakolpa da ağır obsesiftir.