Bugün neler olmuş ?

24 Şubat 2013 Pazar

Kısa Kısa Filmler...

Robot and Frank "Asimov'un Kulakları Çınlasın"
   Taa uzun yıllar öncesinde Ayzek Asimov robotiğin üç kuralını yazmıştı. Merak edenler açıp okusun. İlginçtir, işlevseldir, yapılsa olurdur. Robotla insanın rabıtası hakkında daha önce muhtelif filmler vardır. Böylesi değil...
   Filmimiz yakın gelecekte geçiyor. Hayatın işleyişi günümüzden pek farklı değil aslında, yek önemli değişiklik robotikte yaşanmış. Tripiyo tarzı metalik aksamlar, mutad olmuşlar. (robotlar yadsınmamaktadır diye de ifade edilebilir, ama hayır malumatfuruş tarz ifadeyi tercih ediiiciiiz) Alzhaymır amcanın kıllı esmer kollarında uzun uykulara gark olan Frenk, çocuklarının zoruyla bir bakıcı robot edinir (edindirilir). Frenk eski ve usta bir mücevherat hırsızıdır. Olaylar gelişir.
   Bilimkurgu değil accaip insani bir hikayeyle karşı karşıyayızdır. Şükela bir oyuncu kadromuz vardır. Frenk Lancella (unutmayı gözlerde nasıl veriyor hayret edersiniz), Liv Taylır (bu kızcağız bildiğiniz elftir ama filmde çizdiği kofti anarşist portresi de gayet başarılıdır), Suzın Serendın (as usual), Ceymz Mersdın da yevmiyelerinin hakkını fazlasıyla vermişlerdir. Senaryo akıcı, görüntüler tatmin edici, karakterler iyi işlenmiştir. Teknoloji ve insan korelasyonu, ebeveyn-evlat ilişkileri gibi konular ilginizi çekiyorsa, ıskalamayınız. 
 Wreck It Ralph "Parçala Ralf !" 
   Sizi bilmem ama bana göre son yıllarda animasyonlar baydı.İzlediğim yapımlar birbiri ardına aynı şeyi izliyormuşum hissi veriyor. Görüntüde ulaşabilecekleri pik noktaya vardılar. Zenaat olarak yaklaşıldığında "hem küçüklere meşaz vereyim, hem iyi vakit geçirteyim" düşüncesi de malum. Son dönemlerde yapılanlara baktığımızda (misal Kırmızı Saçlı Ok Atan Kız'ın oynadığı animasyon (bakın ismini bile unutmuşum), misal Frenkiviini) bir tekrarlanmışlık hissi, bir başından sonunu tamtamına bilme hissi gibi hisler içinde kıvrılıyorum.  
   Parçala Ralf'e de bu önyargıyla oturdum. Aynı hisler içinde kıvranmadığım gibi güzel de vakit geçirdim. Her nedense; bissürü alt metni olan, görüntülerin yine şükela, seslendirmelerin cuk oturduğu, olay örgüsünün hızlı olması bir yana bilmiyorum nedendir (belki de atari dönemlerine şık bir selam çakmasından ötürü) bu yapım, diğerleri kadar baymadı beni. Konuyu yazmaya gerek yok. Beylik bir konu ama neden beni baymadı açık olarak ifade edemiyorum.
   Garip bir film...
 Whatever Works "Her Nasılsa" 
   Vudi Elın rolünde Leri Deyvidin oynadığı filmdir.  Bay Elın'ın çektiği filmlerde ilginç bir atmosfer vardır. İlk onbeş dakikadan sonra falan kendinizi geriye atar ve hikayenin içine atlarsınız. Vizörden sesli görüntüleri izler gibi olursunuz (bana öyle oluyur). 
   Filmimizde Vudi bey, yaptığı Avrupa yolculuklarından sonra kadim setine (Niyork'a) geri dönüyor ve iyi de ediyor. Yine düzene muhalif, nevrotik, saplantılı bir zeki adam (yaşı hayli geçkince), yine rutini altüst eden bir cins-i latif, yine girift ilişkiler, yani yine bildiğiniz Vudielın...
   Arşive alınmaya değmese de, hoşça vakit geçirmek için bir akşamı feda edebileceğiniz bir filmdir.
 
You Will Meet a Tall Dark Stranger "At bir sakal, bakayım falına !" 
   Whatever Works'den (Bkz.üst satırlar) sonra gaza gelip diğer akşamı feda etmek üzere başına oturduğumuz filmdir.  Fenalıklar geçirtmiştir. Kast (Antoni Hopkins, Antonyo Banderas, Naomi Vats, Caş Brolin), çekimler, görüntüler falan gayet iyi olmasına rağmen bir tamamlanamamışlık hissi bünyeyi alabildiğine sarmaktadır. Tam bir şeyler olacağını hissettiğiniz anda bir bağlanamama durumu hasıl olmakta (hadi spoler de vereyim), sonu da bu hisse tüy dikmektedir. Hiç yaklaşmayın...
Lars and the Real Girl "Gelecek Sefere Gerçeğini Umuyoruz"
   Rayın Gosling, Emili Mortimır ve bağımsız bir film. Sinefillerin ilgisini çekmek için bu kadarı da yeter sanırım. Senaryo çok özgün. Sosyallik konusunda ufaktan balatayı sıyırmaya başlayan Lars, içindeki kozayı kırmak için bir "sexdoll" arkadaş yapar, olaylar gelişir. Konumuz budur. 
   İzlerken sıkmayan, 106 dakikayı nasıl geçirdiğimizi anlamadığımız bir yapımdır. Emili Ablanın sıcacık yüzünü biliyoruz da, Gosling'in oyunculuğu hakkındaki tereddütleri de yerle yeksan eder. Bay Gosling karakteri oynamamış, canlandırmış, ete kemiğe büründürmüştür. Filmin ikinci yarısında tüm kasabanın Biyanka'yı içselleştirmesi, (hilibili mavi yakalılar dahil) bilcümlenin bir sevgi kelebeği bir psikoanalist replikası olması pek gerçekçi gelmese de ve bir Frenkkapra filmini andırması, gözardı edilebilir bir durumdur sanırım (biliyorum bu cümle olmadı). 
   Gişede fazla iş yapmamış olması, önyargılara neden olmamalıdır. Hem güzel vakit geçirebilir, hem de düşüncelere dalabilirsiniz. 
Pieta "İntikam, Korelilerin işi..."
   Borcunu ödeyemeyenleri sakat bırakarak onların sigortalarından alacağını tahsil eden bir adamın, çektirdiği tüm acıların kefaretini ödemesini anlatan bir film Pieta. Daha önce Oldboy'u izleyen ve Kore tarzı intikam konusunda tecrübeli sayılanlar için hafif kaçacak bir deneyim olsa da, Kim Ki-Duk izleyiciye hayli enteresan bir tecrübe yaşatıyor.  Metaforlar, diğer filmlerinin aksine bir hayli az (tavşan, yılanbalığı, kanca vs.), uzun diyaloglar yok, oyunculuklar şahane, çekimler güzel. Kimi sahneler hayli rahatsız edici olabiliyor. Suçluluk duygusu, iç hesaplaşmalar, gizli bir kapitalizm eleştirisi, intikamın değişik yüzleri gibi konular ilginizi çekiyor ve sinemaya sanatsal bir gözle bakıyorsanız yakın durunuz. Ama güzel vakit geçirme kaygınız varsa izlemeyin...