Bugün neler olmuş ?

16 Ekim 2012 Salı

"Night on Earth" Yok Aslında Birbirimizden Farkımız...

    Jim Jarmusch'a başka bir yazıda selam çakacağız elbette ama bu yapıtını gördükten sonra sıcak sıcak yazmakta fayda var.

   Değişik adam bu yönetmen. Öyle hoplatan, zıplatan, ağlatan, güldüren filmler çekmiyor. Düz filmler çekiyor. Beklersin beklersin, beklentiyle dolarsın bir şey olmaz. Ama film bitince birşeyler hissedersin. Herkesin hissettikleri kendinedir. Öyle Mahsun Kırmızıgül sineması gibi "almak mecburi" mesaj bombardımanı yoktur. Kimi filmlerinde iyi müzik vardır, kiminde hiç yoktur. Fetiş oyuncuları vardır (tom veytz (oyunculuğu -10'dur), bil möri, ayzek dö bankole vs.). Yönetmeni tanımasanız bile ilk onbeş dakikadan sonra "bu carmuş filmi" diyebileceğiniz kadar tarz iddialı, tanıtım olarak da bir o kadar iddiasızdır. Bak film yazacaktım, yönetmene dalmışız yine. Neyse...
   Filmimiz : alt ve üst noktalarından merkeze doğru hafifçe basık, gittikçe sulu bir yer olan Dünyamızın bir gecesini; taksi şoförleri ekseninde ve beş güzel şehrin dekorunda anlatmaktadır. Carmuş'un bir dönem yaşadığı beş şehrin (losencılıs, niyork, roma, paris, helsinki) anısına saygı olarak yaptığı film, bu şehirlerin gece fotografilerini yansıtıyor. Losencılıs'ta nisbeten akşamüstü sularında başlayan filmimiz, yukarıdaki sıra üzerinden helsinki'de kargaların kahvaltı saatinde sona eriyor. İddialı şehirlerin iddiasız (makyajsız diyelim şuna) yüzleri ile yüzgöz oluyoruz (pariste boş bir nehir rıhtımı, romada boş ispanyol merdivenleri, helsinkide inlerin ve cinlerin halı sahaları rolünde tezahür eden meydan vs.). Öyle aman aman bir hoplama zıplama yok. Lakin gencecik bir Vaynona Raydır, olgunluğunun zirvesinde bir Cina Rovlends, baston gibi bir Ayzek dö Bankole, gözlerini belerte belerte kör rolü yaşayan Dal gibi bir Beatris, fırlamalığı geride bırakacak kadar fırlamalığı aşmış bir Roberto Benini; bizlere hoşça vakit geçirtmek için kendilerini paralıyorlar.
    Hiç bir Carmuş filminde bu filmin Roma bölümünde olduğu gibi gülmemiştim. Hayat Güzeldir'den sonra soğuduğum Roberto Benini'ye bu filmde tekrar ısındım. Aşık olduğu koyunun melemesini taklit ederken, fakirin gözlerinden yaş geldi. O derece...
   Helsinki gibi bize coğrafi olarak uzak ve duygusal olarak en az coğrafyası kadar ters bir şehirde bile ortak duyguları gözlemleyecek incelikli bir senaryo vardır. Helsinki'de taksi çağıran küfeliklerin taksiye verdikleri reaksiyonda güzel enstantaneler vardır. Filmi seyrederken aklımdan geçen, "dur bunu yazıyim" dediğim bissürü ayrıntı vardır. (Dur ağlanayım biraz : ağ güncesi yazacağım derken şöyle filmden tad alamaz oldum. ağlama bitti) 

   Standart sinema seyircisiyle hiç seyredilmez, sinefil bir arkadaş grubu varsa tadından yenmez.