Bugün neler olmuş ?

16 Mayıs 2012 Çarşamba

"Boğaziçi Şıngır Mıngır" Salah Bey Tarihi.

"Sıkı durun. 1898 yılı Temmuz'undayız.
   Vaktaki Boğaz'da ilk yaz başgösterip insanların yüreklerinde çitlenbikler, papatyalar, kanaryalar açar, uzun ve ayakta duran gezilere dayanacak giysiler, papuçlar da uykularından silkinip hazırola geçerler.
   Teşekkürler Fatih Sultan Mehmet'e ve onun savaşkan gazilerine ki, dünyayı kesip onarmış ünlü marangozlarla gelerek şu İstanbul ilini ve Boğaz şehrini açmışlardır. Ama çokları, Boğaz'ın kim olduğunu, bu kocamandan kocaman keçi yolunun ne işe yaradığını pek bilmez.
   Boğaz en taze, en çinli, en tangolu yüzünü haziran, temmuz, ağustos ve eylül aylarında gösterir. Ayışıkları, seyiryerleri, saz şölenleri ile sıyrık zamparalar her köşeden faşıldar.
   Boğaz, hadi Kandilli'den başlayarak diyelim, zümrüt yeşili, krom yeşili, kobalt yeşili, Türk yeşili, nefti, çimen yeşili, limon küfü, küllenmiş çağla rengi, Veronez yeşili, Viktorya yeşili ve daha 88 yeşile boyanmış ağaçlar, çiçekler ve böceklerle ağzına kadar doludur. Türlü şaşkınlık veren korular arasında da denizdudağı yalılar coşmayanları coşturur, koşmayanları koşturur.
   Demek isteriz ki, yazın ortalık yerinde durduğumuza göre, yüzü ve oturumu yumuşak bir piyadeye atlayıp, -döküntü Kız Kulesi sağda kalacak- Büyük Ağız'dan, o dev ağızdan içeri dalmakta büyük yarar vardır. Soğuksu'ya, Altınkum'a değin Boğaz'ın bütün tepe ve taşlarını dağıtacak olursak, içimiz güvercin yumurtası büyüklüğünde elmaslarla döşenmiş olur.
   Kayığa zurna, kaba-düdük, grift, kırnata, Balaban neyi, gıcık, nevbe, nefir, fifre, tef ve silistre almayı da unutmaya gelmez. Kürekler fış-fış yürürken, bunlar bizim aşamalarımızı, yani rütbelerimizi yükseltir."

Salah Birsel Ustamız yazmış. Bize, onun yazdığının üstüne yazmak halt etmektir.
Ne yapıyoruz : hazır bahar yüzünü göstermişken, açıyoruz Salah Bey'in tarihini Boğaziçini şıngır mıngır temaşa ediyoruz.