Bugün neler olmuş ?

25 Nisan 2012 Çarşamba

Konya'ya Gideceklere Öneriler...


   Konya düz bir şehir. Hem gerçek hem mecazi anlamda. Evet ! muhafazakarlığın kalesi olageldiği varsayılmıştır ancak bu ilk ziyaretimde herhangi bir orta Anadolu şehrinden daha tutucu gelmedi bana. 
   Ankara'dan hızlı trenle iki saatte gidilebiliyor (gidiş dönüş 39 TL.). Tren garından dolmuşa binince stadın yanından kıvrılarak Konya'nın piyasası Alaattin tepesinin etrafını dolaşarak Mevlana Kültür Merkezine varıyorsunuz. Eski şehir Mevlana'nın Kabrinin etrafında.  Eski bir çarşının dar sokaklarında gezinerek yeni nesile sürrealist gelebilecek dükkanları (bkz. Sülükçü Yılmaz) seyredebilir, vaktin nasıl geçtiğini anlamazsınız. 
- Oğlumuz ne iş yapıyur ?
- Sülükçüdür kendisi.
- !...
   Mevlana'nın türbesi sade, gösterişsiz. Dünyanın her yerinden ziyaretçisi var. Vitrini bu kadar sade olup da bu kadar ilgi çeken düşüncenin temeli çok sağlamdır diyerek evdeki Mesnevi'yi biraz daha sık kurcalamak gerekir diye düşünüyorum. Oysa geçenlerde Vatikan'ın vitrinine baktığımda o ihtişam fazla etkilememişti beni. (reklam sevmeyen bir yapım var).
Selçuklunun muhteşem taş işçiliği
ve Selçuklunun asil torunları...
   Alaattin tepesinin tepesinde Alaattin Camii var. Antik yapıların çoğunda baskın bir Selçuklu etkisi görülmekte. Düz, minimalist çizgiler, dümdüz dört duvar, mutevazı kubbeler, ama kapılar, ama taş işçiliği yarar adamı. Bu mimarinin içinde görebildiğim tek istisna, ilginç minareleri ile dikkat çeken, Mevlana'nın kabrine çok yakın olan Aziziye Cami oldu. Avlusu bulunmayan ve minyatür balkon görünümündeki minareleri ile hayli ilginç bir yapı. Zaten yapılış tarihi de 1800'lü yılların sonu. Yapılırken Selçuklular falan yokmuş.
  Alaattin tepesinden hareket eden, "tesirli bir fren sistemine sahip", kendinizi Berlin'de (ama soğuksavaş Berlin'inde) hissetmenizi sağlayan ilginç bir tramvayı da vardır ki şehrin düzlüğünü idrak etmek adına bir saat gidişi göze alırsanız binilebilir.


   Daha önce (Löplöpçüler sağolsun) bir gırtlak araştırması yapmıştık. Ama okuyanlara Konya mutfağı hakkında verilecek en önemli veriyi işte yazıyorum : 

   Konya'ya giderseniz Mithat'tan tirit yemeden dönmeyin ve hatta Konya'ya sadece tirit yemek için bile gidebilirsiniz. Vejeteryanı etobur yapar, o derece !.. Yerinin tarifi biraz zor. Mevlana Kültür Merkezi ve Aziziye Cami arasında sorun, gösterirler. (açlıktan gözü dönmüş bir şekilde - Mithatçı Tirit nerede ? dediğimde bile anladılar derdimi) Sapa bir sokağın içinde (Yusufağa Sk.) küçücük bir yer. İçerde 4-5 masa, dışarıda 3-4 masa var. Kesinlikle turistik değil zira mamuller fabrikasyon değil butiktir. Ha nedir mamuller : sadece tirit, tatlı olarak da zerde.  Bir de mesela ayran isterseniz "abi zaten içinde yoğurt var, boşuna ayran içme" diye kuntastik bir cevapla karşılaşabilirsiniz. Öğleden önce açılır, et bitince kapanır (genellikle ikiden önce). Ömrümde ilk kez yiyorum. Çok geç kalmışım. 
   İmdi : Erzincan'ın kuzuları fırınlanıyor, işbu kuzular kendi yağı eriyinceye kadar fırında istirahat ediyor. Sonra bu etler kalınca dilimleniyor, alta yoğurtlu pideler konuyor üste bu kuzular. Üzerine kızdırılmış sarımsaklı tereyağı boca ediliyor ve cem'an tekrar az biraz fırınlanıyor, üstüne domates/biber/maydanoz. Hepsi bu.. İşin sırrı bir kaç kuşaktır süregelen bir kalite alışkanlığı. Kaliteyi düşürmüyorlar. Fiyat başka yerlerdekinden birazcık fazladır (tirit :14 TL. zerde : 4 TL.) ama alacağınız damak tadı buna kat kat değerdir. Zerde o kadar iddialı değil, safran tadı geliyor damağa ama, yemeseniz de olur. Gerçi içerde yazmışlar "tiritin gideri zerde, devadır her derde". Siz bilirsiniz. 
   Konya'dan aklında ne kaldı derseniz. Biir Mevlana'nın kabrinde durup yarım saat ney  dinlemişliğim, ikii Mithatçı Tirit !...
Fotografinin konumuzla alakası yoktur. 
Baharda çiçeklenen bitkimizdir. 
Bozkıra bile bahar gelmektedir...